TERM büyüme gelişme geriliği olan gebelerde optimal doğum şeklinin destek vektör makine yöntemi ile değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ETLİK ZÜBEYDE HANIM KADIN HASTALIKLARI SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2017

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: AYŞEGÜL AKYOL KARAHANOĞLU

Danışman: Serdar DİLBAZ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Fetal geliĢim kısıtlılığı ile komplike olmuĢ gebelikler hem kendi içinde bulunduğu durumun getirdiği riskler hem de preterm doğum olması durumunda karĢılaĢacağı riskler açısından diğer gebeliklerden farklıdır. Fetal büyüme anne, fetüs ve plasenta arasındaki kompartmanların oldukça komplike ve benzersiz etkileĢimi sonucu gerçekleĢir. Bu gebeliklerde altta yatan bir plasenta disfonksiyonu ve buna bağlı hipoksik ortamın, fetus geliĢimini olumusuz etkilemesi bununla birlikte bu hipoksik durumun doğum eylemi sırasında daha da Ģiddetlenmesi sıklıkla gözlenebilir. Ayrıca güven vermeyen fetal kalp hızı traseleri nedeniyle bu gebelerin sezaryen ile doğurma insidansı diğer normal gebelere göre artmıĢtır. Doğum eylemi spontan baĢlamadığında kullanılan doğum indüksiyon yöntemleri pahalı, hasta üzerinde stres yaratan yöntemlerdir. Ayrıca baĢarısız olunması durumunda hastanın sezaryen ile doğum riski artmaktadır. Hasta böyle bir durumda hem doğum indüksiyonu almıĢ hem sezaryen olmuĢ hem de plansız sezaryenin komplikasyonları ile risk altında olacaktır. Bu nedenle doğum Ģeklinin önceden tespiti hem hastayı bahsedilen risk ve streslerden koruyacak, hem maliyet etkinlik sağlanabilecek hem de hekimlerin hastanın yönetiminde karĢılaĢabileceği olumsuz koĢullar tahmin edilebilir olacaktır. Biz çalıĢmamızda doğum indüksiyonu kararı verilmiĢ term fetal geliĢme kısıtlılığı olan olgularda risk faktörlerini kullanarak sezaryen ile doğumun ne kadar hassaslıkta tahmin edilebileceğini araĢtırmayı planladık. ÇalıĢmamızda 37 hafta üzeri fetal geliĢme kısıtlılığı bulunan 59 hasta modelleme sitemine alındı. Bu hastaların 41 tanesi vajinal yolla doğum yaptı. 18 hasta doğum eylemi takibi sırasında sezaryen ile doğum yaptı. Bu hastaların %84,2‟si intrapartum eylem takibi sırasında güven vermeyen fetal kalp atım trasesi nedeniyle sezaryene alındı. %15,8‟i ise diğer nedenlerden (ilerlemeyen doğum eylemi, sefalo pelvik uygunsuzluk) sezaryene alındı. Sezaryen ile doğum yapan hastaların umbilikal arter pulsatilite indeksleri normal sınırlarda olmasına rağmen normal doğum yapan olgulardan daha yüksek bulundu (1,34± 1,88 vs 0,92±0,33, p=0,03). ÇalıĢmamızda kullanılan farklı modellemeler ile doğum Ģeklini tahmin etmek için analizler yapılmıĢtır. Yapılan modellemelerde doğrusal kernell yöntemi ile 6 model kurulmuĢ, bu modellemelerden en yüksek doğruluk oranı Model 4‟de bulunmuĢtur. Model 4 ile doğum Ģekli %75 sensitivite %100 spesifiklik ile tespit edilmiĢtir. Sigmoid kernell ile 11 model yapılmıĢ, model 10 en yüksek doğrulukla doğum Ģeklini tespit etmiĢtir. Son olarak duyarlılık, özgüllük ve ROC eğrileri değerlendirildiğinde radyal kernell ile yapılan model 4 en baĢarılı sonucu vermiĢtir. Tahminleme modellerinin önemli bir dezavantajı da tahmin ettiği modelin gerçekleĢmesi durumunda fetüs ve annenin karĢılaĢabileceği riskleri tespit etmemiĢ olmasıdır. Bununla birlikte sık karĢılaĢılan riskler modellemeye eklense bile nadir riskler yine de modelleme dıĢı kalabilir. ÇalıĢma retrospektif olup bu durum hatırlama ve seçme ön yargılarına sebep olmuĢ olabilir. ÇalıĢmanın prospektif ve eksternal validasyon ile yapılması çalıĢmanın gücünü arttırabilirdi. Bu anlamda modellemelerin baĢarısını sağlamak için daha geniĢ hasta serileri ile daha çok iliĢkili değiĢkenin olduğu, eksternal validasyonun yapılacağı çalıĢmalar bu modellemelerin güncel pratikte yer almasını sağlayabilir.