Li-Fraumeni sendromu hastalarının klinik ve moleküler profillemesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ETLİK ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, TIBBİ GENETİK ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: EZGİ ÇEVİK DEMİR

Danışman: Haktan Bağış ERDEM

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Li-Fraumeni sendromu (LFS), TP53 germline patojenik/olası patojenik varyantları ile ilişkili, erken başlangıçlı ve çoklu malignite riski ile seyreden bir herediter kanser sendromudur. Bu çalışmada, TP53 patojenik/olası patojenik varyant taşıyıcılarının klinik ve moleküler özelliklerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi ve genotip-fenotip ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Beş referans merkeze başvuran olguların moleküler analiz sonuçları retrospektif olarak incelenmiştir. Patojenik/olası patojenik varyant saptanan 46 olgunun demografik/klinik özellikleri ve aile öyküsü tıbbi kayıtlardan derlenmiştir. Tespit edilen varyantların moleküler ve fonksiyonel özellikleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Olguların çoğu erişkin yaşta tanı almış, çocukluk çağı başlangıçlı olgular da saptanmıştır. Meme kanseri başta olmak üzere çekirdek LFS tümörleri dahil farklı sistemlerde solid tümörler izlenmiştir. LFS klinik kriterlerini karşılamayan bazı olgularda da TP53 patojenik/olası patojenik varyantı saptanmıştır. Varyantlar ağırlıklı olarak missense olup DNA bağlanma bölgesinde kümelenmiştir. Dört yeni varyant literatüre kazandırılmıştır. Çelişkili yorumlanan üç varyanttan biri, olası patojenik olarak yeniden sınıflandırılmıştır. Varyant türü ve fonksiyonel etkinin klinik fenotip ile ilişkili olabileceği izlenmiştir. Sonuç: Çalışmamız, Türkiye'den bildirilen en geniş LFS kohortlarından biri olma özelliği taşımaktadır. Bulgularımız, yalnızca klinik kriterlere dayalı yaklaşımın bazı olguları kaçırabileceğini ve yaygın şekilde kullanılan multigen panellerin klinik değerlendirmeyi destekleyebileceğini düşündürmektedir. Elde edilen verilerin genotip–fenotip ilişkilerinin daha iyi tanımlanmasına ve LFS olgularında kişiselleştirilmiş sürveyans stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlaması beklenmektedir.