Adenomatöz ve serrated kolon adenomlarının histopatolojik ve moleküler özellikleri, birbirleri ile benzeyen ve örtüşen yönleri, isimlendirme zorlukları
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, PATOLOJİ ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2018
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: BUKET BAMBUL SIĞIRCI
Danışman: Nevra DURSUN KEPKEP
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş: Çalışmamızda kolon ve rektum yerleşimli konvansiyonel (tubuler ve tubulovillöz) adenomlar ile SSA/P ve TSA'lara ait tanıda yardımcı olabilecek klinik, histomorfolojik ve moleküler özellikleri inceleyerek, hangilerinin lezyona spesifik, hangilerinin lezyonlar için ortak özellik olduğunu saptamayı amaçladık. Materyal ve Metod: Kliniğimizde 2011-2017 yılları arasında raporlanmış 71 adet konvansiyonel adenom (35 adet TA, 36 adet TVA), 35 adet SSA/P ve 35 adet TSA tanılı vaka olmak üzere toplam 141 olguya ait H&E boyalı prepratlar retrospektif olarak değerlendirildi. Arşivde blok ve lamı bulunamayan ve moleküler çalışma için yeterli dokusu bulunmayan vakalar çalışma dışı bırakıldı. Olgulara ait yaş, cinsiyet, lokalizasyon, saplı ya da sesil olma durumu yanısıra lezyonda bulunan tubuler yapı, filiform yapı, villöz yapı, serrasyon, ektopik kript, eozinofilik sitoplazma, selender nüve, kript tabanlarında genişleme, tabanda ve yüzeyde müsinöz hipersekresyon varlığı, adenomatöz displazi, serrated displazi ve displazi derecesini hem mevcut kriterin herbir lezyon için olup olmadığını, var/yok şeklinde, ikili sistemde hem de lezyonun toplam alanına oranlayarak( 0: <% 10, 1: %10-25, 2: %25-75 arası, 3: %75 ve üzeri) dörtlü sistemde incelendi. Histopatolojik bulguları net bir tanı vermemize yeterli olmayan, her lezyona ait birden çok parametre içeren 13 olgu hibrid olarak isimlendirildi. Hibrid grup, TA, TVA, SSA/P ve TSA tanısı olan ve molelüler analiz için gerekli normal dokusu da bulunan 10'ar adet olguda KRAS, NRAS, BRAF mutasyonu ve MSI analizi bakıldı. Bulgular: SSA'larda lezyon çapı daha küçük saptandı. Makroskopik olarak sesil olma durumu SSA'larda ve hibrid grupta, tubuler yapı ve tabanda müsinöz hipersekresyon varlığı konvansiyonel adenomlarda, serrasyon varlığı, TSA ve SSA'larda anlamlı olarak yüksek saptandı. Ektopik kript, eozinofilik sitoplazma, selender nüve ve filiform yapı varlığı TSA'larda, kript tabanında genişleme, SSA'larda anlamlı olarak yüksek saptandı. Adenomatöz displazi, konvansiyonel adenomlarda, serrated displazi ise SSA/P'lerde anlamlı olarak yüksek saptandı. Dörtlü sistemde yaptığımız iststistiksel analizde ise tüm parametreler istatistiksel olarak anlamlı çıkmakla birlikte, yüzdelik dilimlere bakıldığında bazı parametrelerin bazı lezyonlarda %25 ve %10 eşiğinin altında ya da üstünde yoğunlaştığı izlendi. Yapılan moleküler çalışmada da BRAF mutasyonu SSA/P'lerin 6'sında, TSA'ların 4'ünde, hibrid grubun 1'inde, KRAS mutasyonu ise konvansiyonel adenomlardan 11 tanesinde, SSA/P'lerden 2 tanesinde, TSA'lardan 6 tanesinde, hibrid gruptan da 8 tanesinde saptandı. NRAS mutasyonu ve MSI hiçbir olguda saptanmadı. Sonuç: İncelenen histopatolojik prametrelerin her biri tüm adenom tiplerinde izlendi ancak bulunma yüzdesi farklı idi. Bu durum herhangi bir parametrenin bir lezyona spesifik olmadığını göstermektedir. Ayrıca tanı vermekte zorlandığımız hibrid grupta moleküler olarak konvansiyonel adenom ve TSA benzeri KRAS ve BRAF mutasyonu saptanması, literetürdeki bilgiler de göz önünde bulundurulduğunda patologlar arası en çok kafa karıştıran lezyonların bu iki grup arasında olduğunu düşündürtmektedir. Daha geniş serilerle ve bizim yaptığımız gibi herbir parametre mevcudiyetine belli oranlar verilerek bakıldığında, herbir lezyonun hangi oranda bir parametreye sahip olabileceği saptanabilir. Bu oranların belirlenmesi mevcut sistemde arada kalınan tanıların çözülmesi açısından yardımcı olabilir.