Lomber stenoz sebebiyle lomber dekompresyon cerrahisi yapılan olgularda preoperatif lomber MR görüntülemede redundant sinir kökleri varlığının tespiti, radyolojik olarak sınıflandırılması ve klinik ile ilişkisinin belirlenmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL BAKIRKÖY PROF. DR. MAZHAR OSMAN RUH SAĞLIĞI VE SİNİR HASTALIKLARI SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: FATİH EKŞİ
Danışman: Erhan EMEL
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:AMAÇ Bu çalışmanın amacı, lomber spinal stenoz (LSS) olgularında cerrahi öncesi lomber manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile redundant sinir kökleri (RSK) varlığının belirlenmesi; RSK'nin radyolojik olarak stenozun derecesi ve seviyesi ile ilişkisinin incelenmesi, dekompresyon cerrahisi öncesi klinik bulgular ile olan ilişkisinin değerlendirilmesi ve ayrıca cerrahi süreç ile cerrahi sonuçlar üzerindeki etkisinin analiz edilmesidir. YÖNTEM Lomber spinal stenoz tanısı ile tek seviyede unilateral yaklaşımla bilateral dekompresyon cerrahisi uygulanmış toplam 218 hasta retrospektif olarak incelenmiştir. Hastaların ameliyat öncesi lomber manyetik rezonans görüntülemelerinde (MRG) redundant sinir kökleri (RSK) varlığı ile cerrahi uygulanan stenoz seviyeleri kaydedilmiştir. Ameliyat öncesi lomber MRG'de stenoz seviyesinde spinal kanalın ön-arka (anteroposterior) çapı ve lateral (transvers) çapı ölçülerek kaydedilmiştir. Klinik değerlendirme kapsamında hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası dönemdeki bel ve bacak ağrısı şikayetleri, Vizüel Analog Skala (VAS) kullanılarak ayrı ayrı değerlendirilmiş; ayrıca parestezi varlığı kayıt altına alınmıştır. Başvuru muayenesinde hipoestezi varlığı ile nörojenik kladikasyon (NK) mesafeleri değerlendirilmiş ve kaydedilmiştir. Cerrahi sırasında duratomi gelişen olgular ile intraoperatif kanama miktarları ameliyat ve anestezi notları üzerinden kayıt altına alınmıştır. Elde edilen tüm klinik ve radyolojik veriler üzerinden istatistiksel analizler gerçekleştirilmiş; RSK varlığı olan ve olmayan hasta grupları arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. BULGULAR RSK bulunan ve bulunmayan her iki grupta da ameliyat sonrası dönemde bel ve bacak ağrısı için Vizüel Analog Skala (VAS) skorlarında, ameliyat öncesine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme saptanmıştır. VAS skorlarındaki değişim (ΔVAS), ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası VAS skorları arasındaki fark olarak hesaplanmıştır. Gruplar arası karşılaştırmada, VAS skorlarındaki değişim miktarının (ΔVAS) RSK bulunmayan grupta anlamlı derecede daha fazla olduğu görülmüştür (Δbel VAS için p<0,001; Δbacak VAS için p<0,001). Spinal kanal anteroposterior ve lateral çapları karşılaştırıldığında, RSK bulunan grupta her iki ölçümün de istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,001). Lomber spinal stenoz en sık L4–L5 seviyesinde izlenmiştir. Nörolojik kladikasyo mesafeleri açısından yapılan değerlendirmede, RSK bulunan stenoz grubunda NK mesafelerinin anlamlı olarak daha kısa olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Ayrıca RSK bulunan grupta yaş ortalamasının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ameliyat öncesi dönemde parestezi ve hipoestezi varlığı açısından yapılan karşılaştırmada, bu klinik bulguların RSK bulunan grupta anlamlı olarak daha sık görüldüğü tespit edilmiştir. Cerrahi sırasında gelişen duratomi komplikasyonu açısından gruplar arasında yapılan karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Unilateral yaklaşımla bilateral dekompresyon (UYBD) cerrahisi sırasında ölçülen intraoperatif kanama miktarları değerlendirildiğinde, RSK bulunan grupta kanama miktarının anlamlı derecede daha fazla olduğu görülmüştür (p=0,004). İki grup arasında hastanede yatış süresi açısından yapılan karşılaştırmada, RSK bulunan grupta yatış süresinin anlamlı olarak daha uzun olduğu saptanmıştır (p=0,031). SONUÇ Bu çalışmada, redundant sinir kökleri (RSK) bulunan lomber spinal stenoz olgularının daha ileri yaş ve daha dar spinal kanal çapları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Her iki grupta da unilateral yaklaşımla bilateral dekompresyon (UYBD) cerrahisi sonrası bel ve bacak ağrısına ait Vizüel Analog Skala (VAS) skorlarında belirgin bir azalma izlenmiş ve her iki grubun da cerrahi tedaviden fayda gördüğü saptanmıştır. Bununla birlikte, VAS skorlarındaki değişim miktarının (ΔVAS) RSK bulunan grupta bel ve bacak ağrısı için istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu belirlenmiştir. Bu bulgu, RSK bulunmayan hastalarda cerrahi faydanın daha belirgin olabileceğini düşündürmektedir. RSK bulunan grupta nörolojik kladikasyo mesafelerinin daha kısa olması ve parestezi ile hipoestezi gibi duyu bozukluklarının daha sık görülmesi, bu hastalarda klinik tablonun daha şiddetli seyrettiğini göstermektedir. Ayrıca RSK bulunan olgularda intraoperatif kan kaybının ve hastanede yatış süresinin anlamlı olarak daha yüksek olması, RSK varlığının cerrahi süreç ve perioperatif seyir üzerinde etkili olabileceğini ortaya koymaktadır. Tüm bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, RSK varlığının klinik ve radyolojik açıdan daha şiddetli lomber spinal stenoz ile ilişkili olduğu söylenebilir. Bu nedenle RSK, lomber spinal stenozlu hastalarda hastalığın ciddiyetini yansıtan önemli bir görüntüleme bulgusu olup, cerrahi sonuçların ve perioperatif risklerin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken bir faktör olarak değerlendirilmelidir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Lomber spinal stenoz; lomber dekompresyon; redundant sinir kökleri; nörolojik kladikasyo