1500 gr altındaki koryoamnionitli hastalarda prematüre morbiditelerinin araştırılması
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ZEYNEP KAMİL KADIN VE ÇOCUK HASTALIKLARI SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: DİLŞAH ZORKUN SAĞ
Danışman: Elif ÖZALKAYA
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:AMAÇ: Çalışmanın amacı, 1500 gram altındaki prematüre bebeklerde koryoamnionit varlığının neonatal morbiditeler ve prognoz üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Ayrıca koryoamnionitin prematüriteye eşlik eden risk faktörleri ve klinik sonuçlar üzerindeki rolünün ortaya konulması hedeflenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma retrospektif kohort bir çalışma olup, SBÜ Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Ocak 2020–Ocak 2025 tarihleri arasında izlenen 1500 gram altındaki prematüre bebekler dahil edilmiştir . Olgular koryoamnionit varlığına göre gruplandırılarak demografik özellikler, klinik bulgular ve neonatal morbiditeler karşılaştırılmış; ilişkili faktörlerin belirlenmesi için uygun istatistiksel analizler uygulanmıştır. BULGULAR: Çalışmada koryoamnionit sıklığı %8,81 olarak saptanmış olup, bu gruptaki bebeklerin daha düşük gestasyon haftası ve doğum ağırlığına sahip olduğu ve neonatal morbiditelerin belirgin olarak arttığı gösterilmiştir. Düzeltme analizleri sonrasında birçok ilişkinin prematürite ile ilişkili olduğu görülmekle birlikte, invaziv ventilasyon süresi, bronkopulmoner displazi, nekrotizan enterokolit, geç sepsis, PDA tedavi gereksinimi ve erken dönemde transfüzyon ihtiyacı ile olan ilişkilerin devam ettiği saptanmıştır. SONUÇ: Koryoamnionit, prematüre bebeklerde artmış morbidite ile ilişkili olmakla birlikte bu etkinin büyük ölçüde prematürite ile iç içe olduğu görülmektedir. Bununla birlikte bazı klinik sonuçlar üzerindeki devam eden etkisi, koryoamnionitin inflamatuvar süreçler aracılığıyla neonatal prognozu etkileyen, zayıf ancak klinik olarak anlamlı bir risk faktörü olabileceğini düşündürmektedir.