Konvansiyonel veya total neoadjuvan kemoradyoterapi uygulanan rektum kanseri hastalarında preoperatif sarkopeni ve Gustave Roussy İmmün Skorunun erken ve uzun dönem cerrahi sonuçlar üzerine etkisinin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ADANA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: BURÇAK KÖKSOY

Danışman: Alper SÖZÜTEK

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, konvansiyonel (Standart) ve total neoadjuvan kemoradyoterapi (TNT) uygulanan rektum kanseri hastalarında preoperatif dönemde gelişen sarkopeni ve Gustave Roussy İmmün Skoru (GRIm Skoru) arasındaki ilişkiyi değerlendirmek ve bu parametrelerin cerrahi sonrası erken ve uzun dönem sonuçlara etkisini ortaya koymak ve iki grubu karşılaştırmalı olarak analiz etmek. Gereç ve Yöntem: Gözlemsel kohort olarak planlanan bu araştırma, 2017–2025 yılları arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Adana Tıp Fakültesi, Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nde rektum kanseri nedeni ile preoperatif dönemde standart veya total neoadjuvan tedaviyi takiben küratif cerrahi uygulanan 96 hastayı kapsamaktadır. Hastaların demografik, laboratuvar ve radyolojik verileri hastane bilgi yönetim sistemi ve PACS arşivinden elde edildi. Neoadjuvan tedavi öncesi ve preoperatif bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülerinden üçüncü lomber vertebra (L3) düzeyinde psoas kas indeksi (PMI) ve kas dansitesi (Hounsfield Unit, HU) ölçülerek karşılaştırmalı olarak sarkopeni varlığı değerlendirildi. Albumin, laktat dehidrogenaz (LDH) ve nötrofil/lenfosit oranı (NLR) değerlerinden GRIm skoru hesaplandı. Hastaların genel sağkalımları hesaplandı. Postoperatif ilk 30 gün içindeki komplikasyonlar Clavien–Dindo sınıflamasına göre derecelendirildi. Operasyon tarihi itibari ile erken dönem ve geç dönem komplikasyonların , hastane servis yatışı ve yoğun bakım yatış sürelerinin verileri HBYS sisteminden taranarak elde edildi. Bulgular: Çalışma grubu medyan yaşı 60.0±9.8 yıl olmak üzere tüm hastaların 64'ü (%66.7) erkekti. Tedavi protokollerine göre hastaların 54'ü standart nCRT, 42'si TNT grubunda yer aldı. TNT grubunun medyan yaş ortalaması istatistiksel anlamlı daha düşüktü (p=0.002), LDH düzeyleri daha yüksekti (p=0.017). Cinsiyet dağılımı ile Hipertansiyon (HT) ve Koroner Arter Hastalığı (KAH) dışındaki komorbiditelerde gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Her iki grupta da neoadjuvan tedavi sürecinin PMI ve HU üzerinde anlamlı bir değişikliğe yol açmadığı görüldü. Ancak ameliyat öncesi dönemde TNT grubunun PMI değerleri sağ, sol ve ortalama ölçümlerde anlamlı olarak daha yüksekti (p<0.05). HU değerlerinde ise sayısal üstünlük olmasına rağmen istatistiksel anlamlılık yoktu. Tüm popülasyonda yaş ile PMI/HU arasında negatif, PMI ile HU arasında pozitif korelasyon saptandı. Postoperatif komplikasyon dağılımları (erken/geç dönem ve Clavien-Dindo sınıflaması) tedavi grupları arasında anlamlı farklılık göstermedi. Medyan sağkalım 81.6±2.2 ay olup olarak bulundu. Tedavi protokolleri, GRIm skoru ya da komplikasyon varlığının genel sağkalım üzerinde anlamlı etkisi saptanmadı. Mevcut verilerle ROC analizi ile uygun bir eşik değeri belirlenememesi nedeniyle iki grup arasında sarkopeni açısından karşılaştırma yapılamadı ancak hastaların tamamının sarkopenik olduğu belirlendi. Tartışma ve Sonuç: Mevcut tedavi protokolleri değerlendirildiğinde rektum kanseri nedeni ile neoadjuvan tedavi uygulanan hastalarda sarkopeni ve prognostik immun skorlar açısından farklılık saptanmadı. Ek olarak bu durum hastaların postoperatif dönemdeki prognozlarına yansımış olup genel sağkalım açısından da anlamlı fark bulunmadığı gözlendi. Vücut kompozisyonu analizinde ise yaşın hem kas kütlesi hem de kas kalitesi ile güçlü negatif ilişkisi doğrulanmış; TNT grubunun daha yüksek preoperatif PMI değerlerine sahip olduğu belirlendi. Neoadjuvan tedavi süresince PMI ve HU değerlerinde anlamlı kayıp izlenmedi. Sonuç olarak bu kohort çalışmada her iki tedavi stratejisinin benzer cerrahi sonuçlar verdiğini göstermektedir.