Çocuk acil kliniği'ne başvuran okul öncesi vizingli hastaların klinik bulgularının değerlendirilmesi ve astım skorlarının karşılaştırılması
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2017
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: NURDAN ÇİFTCİ
Danışman: Bülent ALİOĞLU
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş ve Amaç: Hışıltı; çocuklarda solunum yolu hastalıklarının sık görülen semptomlarından olup, ıslığa benzeyen müzikal bir sestir. Tekrarlayan hışıltı atakları yaşam kalitesini bozmakta ve hastaneye başvuruların önemli bir nedenini oluşturmaktadır. Tekrarlayan hışıltı ataklarına sebep olan faktörlerin tespit edilmesi morbitide ve mortalitenin azaltılmasında önemlidir. Okul öncesi yaş grubunda tekrarlayan hışıltı atakları sık görülmektedir ve hışıltıya sebep olabilecek birçok risk faktörü olduğu gösterilmiştir. Bu tez çalışmasının amacı, hışıltısı olan okul öncesi dönemdeki çocuklarda atağı tetikleyen risk faktörlerini tespit etmek ve astım skorlama sistemleri ile aralarındaki ilişkileri değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Çalışmaya Çocuk Acil Servisine tekrarlayan hışıltı (en az 2 kez geçirmiş) şikayeti ile başvuran, 2-6 yaş arasındaki 70 hasta dahil edildi. Benzer yaş ve cinsiyet dağılımına sahip sağlıklı 49 çocuk sağlıklı kontrol grubuna alındı. Hasta grubu kendi içinde son 1 yılda 3 ve daha fazla atak geçirenler ile 3'ten az atak geçirenler olmak üzere karşılaştırıldı. Hastaların risk faktörleri için anket formu, skor hesaplaması için skorlama formları (başvuru anında ve atak sonunda) doldurulur iken, hastane verilerinden hemogram, C-reaktif protein, eritrosit sedimantasyon hızı ve immunglobulin sonuçları kaydedildi. Bulgular: Hasta grubunda70 hastanın 43'ü erkek (% 61), 27'si kız (% 39) ve ortanca yaşları 41,50 ay idi. Hasta grubunun ortanca doğum haftası 38,50 (37-40) idi ve sağlıklı kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p=0,001). Hasta grubunda prematüre doğum öyküsü olanların sayısı 15 (% 21,4) idi ve sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha fazla saptandı (p=0,008). Hasta grubunda evinde küf olanların sayısı 12 (% 17,1) idi ve sağlıklı kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,030). Hasta grubunda evlerinde sigara içilenlerin sayısı 46 (% 65,7) idi ve sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha fazla saptandı (p=0,020). Hasta grubunda evde içilen sigara adedi ortanca değeri 4,5 (0-15) idi ve sağlıklı kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı yüksek saptandı (p=0,009). Hasta grubunda kardeşinde astım olanların sayısı 11 (% 15,7) idi ve sağlıklı kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı fazla olduğu saptandı (p=0,045). Hasta grubunda eozinofilisi olanların sayısı 14 (% 20) idi ve sağlıklı kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı fazla olduğu saptandı (p=0,033). Atak sonrası taburcu olan hastalar ile takibine devam edilen hastaların başvuru ve atak sonu skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,001). Son 1 yılda 3 ve daha fazla atak geçirenler ile 3'en az atak geçirenler arasında atakların grip olmadan tetiklenmesi ve atak sonrası takibine devam edilmesi açısından istatiksel olarak anlamlı fark saptandı. (sırasıyla p=0,037, p=0,012). Son 1 yılda 3 ve daha fazla atak geçirenlerin başvuru skorları son 1 yılda 3'ten az atak geçirenlere göre istatistiksel olarak daha yüksek idi (KAS için p=0,010, AŞS için=0,019, BKS için=0,019). Sonuç: Çalışmamızda hışıltısı olan çocuklarda risk faktörü olarak; prematürite, doğum haftasının düşüklüğü, küflü evde yaşama, sigara maruziyeti, evde içilen sigara adedi, kardeşte astım öyküsü ve eozinofili varlığı saptandı. Son 1 yılda 3 ya da daha fazla atak geçirenlerin ataklarının grip olmadan tetiklenme riskinin bulunduğu ve atak sonrası takibine devam edilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Bu hastaların başvuru skorlarının daha yüksek olduğu saptandı. Hastalara uygulanan her üç klinik skorlama sisteminin korele olduğu ve birbiri yerine kullanılabileceği saptandı. Skor yüksekliğinin hastanede kalış süresini etkilediği sonucuna varıldı.