Prolaktinoma tanılı hastalarda otoimmün tiroid hastalığı sıklığının incelenmesi ve prolaktin düzeyinin tiroid disfonksiyonu üzerine ilişkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ŞİŞLİ HAMİDİYE ETFAL SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2020
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: HAYRETTİN SEVER
Danışman: Feyza YENER ÖZTÜRK
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Prolaktin (PRL) kazanılmış ve edinsel immün sistemle ilişkisi olduğu gösterilen bir hormondur. B-lenfositleri üzerine anti-apopitotik etki gösterebilir ve otoantikor üretimini artırabilir. Prolaktin reseptörü (PRLR) ise sitokin reseptör ailesindendir ve bütün immün hücrelerin membranlarından eksprese edilir. Bu nedenle hiperprolaktinemi birçok sistemik otoimmün hastalık ile birlikte görülebilir. Prolaktinoma, patolojik hiperprolaktineminin en sık nedenidir. Bu hastalar uzun süre yüksek PRL düzeylerine maruz kalmaktadır. Bu maruziyet nedeniyle otoimmün hastalık görülme riski diğer sellar kitlelere göre fazla olabilir. Çalışmamızda prolaktinoma tanılı hastalarda otoimmün tiroid hastalığı (OİTH) sıklığının incelenmesi ve PRL düzeyinin tiroid disfonksiyonu üzerine ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif olarak yapılan çalışmaya 01.01.2018-31.12.2018 tarihleri arasında Şişli Hamidiye Etfal Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran prolaktinoma ve non-fonksiyonel hipofiz adenomu (NFHA) tanılı hastalar alındı. Serum prolaktin düzeyi >50 ng/ml ve sella MRI'da adenomu olan hastalar prolaktinoma olarak değerlendirildi. Sella MRI'da adenomu olan ve yapılan ön hipofiz hormon değerlendirmesinde hormon sekresyonu saptanmayan hastalar NFHA olarak tanımlandı ve kontrol grubu olarak değerlendirildi. Tüm hastalar içinde serum tiroid stimülan hormon (TSH), serbest tiroksin (fT4), tiroid peroksidaz antikoru (anti-TPO) ve anti-tiroglobulin antikoru (anti-Tg), tiroid ultrasonografisi sistemde bulunanlar çalışmaya alındı. Prolaktinomalı ve NFHA'lı hastalarda otoimmün tiroid hastalığı sıklığı karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların 76'sı (%76) kadın, 24'ü (%24) erkek olup; kontrol grubunun 28'i (%84,80) kadın, 5'i (%15,20) erkekti. Hasta grubunun yaş ortalaması 40,5±11,2 yıl iken kontrol grubunun yaş ortalaması 44,4±12,9 yıl olarak hesaplandı. Prolaktinoma ve NFHA gruplarında hastaların yaşları, cinsiyet dağılımı, kronik otoimmün tiroidit oranı, tiroid disfonksiyonu dağılımı, bazal serum TSH, serbest T4 değeri, anti-TPO ve anti TG düzeyleri arasında anlamlı (p> 0,05) farklılık gözlenmedi. Hastalar kronik otoimmün tiroid hastalığı (OİTH) olan ve olmayanlar olarak tekrar gruplandırıldığında; OİTH olan grupta prolaktin değeri OİTH olmayan gruba göre anlamlı (p < 0,05) olarak daha yüksek saptandı. Sonuç: Çalışmamızda prolaktinoma ile OİTH arasında anlamlı ilişki gösterilememiştir. Fakat çalışmaya katılan tüm OİTH tanılı hastalarda prolaktin değeri anlamlı olarak yüksek saptanmıştır.