Total diz artroplastisi rehabilitasyonunda ev egzersiz programı, telerehabilitasyon ve yüz yüze egzersiz programı sonuçlarının karşılaştırılması
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ETLİK ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: BEYDA UZ
Danışman: Ajda BAL
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Total diz artroplastisi (TDA), ileri evre diz osteoartritinde ağrıyı azaltmak, fonksiyonelliği artırmak ve yaşam kalitesini iyileştirmek amacıyla uygulanan etkili bir cerrahi yöntemdir. Cerrahi sonrasında optimal fonksiyonel kazanımların elde edilebilmesi için rehabilitasyon süreci önemlidir. Rehabilitasyon sürecine verilen yanıt, yalnızca uygulanan yöntemle değil; aynı zamanda bireye ait faktörlerle de şekillenmektedir. Bu çalışmanın amacı, TDA sonrası rehabilitasyonda ev egzersiz programı, telerehabilitasyon ve yüz yüze egzersiz uygulamalarının; kas gücü, eklem hareket açıklığı (EHA), ağrı düzeyi, fonksiyonellik, yaşam kalitesi, mobilite ve denge, depresyon ve anksiyete üzerindeki etkilerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmek ve rehabilitasyon sonucunu etkileyen faktörleri belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız hastanemiz Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğince gonartroz nedeniyle unilateral TDA uygulanmış 58 hasta ile prospektif, randomize ve kontrollü olarak yapıldı. Hastalar ev egzersiz, telerehabilitasyon ve yüz yüze egzersiz olmak üzere üç gruba randomize edildi. Tüm hastaların preoperatif değerlendirmelerinde demografik (yaş, cinsiyet, eğitim durumu, mesleki durum ve medeni durum), klinik (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi, sigara kullanımı, travma ve kırık öyküsü, ağrı kesici kullanımı, eşlik eden hastalıklar, egzersiz yapma durumları, takviye edici ürün kullanımı, enjeksiyon, fizik tedavi ve kaplıca tedavisi öyküleri), laboratuvar (hemogram, eritrosit sedimentasyon hızı, C-reaktif protein, vitamin D düzeyleri, lipit profili) ve görüntüleme (kemik mineral dansitometrisi, Kellgren ve Lawrence radyografik evresi) verileri kaydedildi. Hastaların preoperatif, postoperatif 4. ve 12. haftalarda kas gücü, fleksiyon açısı, ekstansiyon kaybı, ağrı düzeyi, fonksiyonellik, yaşam kalitesi, mobilite ve denge, depresyon ve anksiyete durumlarını değerlendirmek için sırasıyla Manuel Kas Testi (MKT), gonyometrik diz fleksiyon açısı ve ekstansiyon kaybı ölçümü, Visüel Analog Skala (VAS), Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index (WOMAC), Nottingham Sağlık Profili (Nottingham Health Profile, NHP), Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (Timed Up and Go Test, TUG), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (Hospital Anxiety and Depression Scale, HADS) kullanıldı. Tüm gruplardaki hastalar 12 hafta süresince belirlenen protokole uygun şekilde egzersizlerini haftada 3 gün, günde 2 set ve her set 10 tekrar olacak şekilde uyguladı. Ev egzersiz grubu, egzersizleri verilen ayrıntılı açıklamalar ve görsellerle desteklenmiş broşür yardımıyla evde kendileri uygularken; telerehabilitasyon grubu, egzersizleri internet üzerinden sunulan video kayıtları aracılığıyla takip etti. Yüz yüze egzersiz grubu ise haftada 1 gün fizyoterapist eşliğinde birebir yapılan egzersizleri, haftanın diğer 2 gününde evde kendileri uygulamaya devam etti. Verilerin analizi SPSS 25.0 programı ile gerçekleştirildi. Sürekli değişkenlerin dağılımı Shapiro-Wilk, varyans homojenliği Levene testi ile değerlendirildi. Parametrik koşulları sağlayan veriler One-Way ANOVA ile, sağlamayanlar ise Kruskal-Wallis veya Mann-Whitney U testi ile analiz edildi. İzlem zamanlarına göre grup içi değişiklikler Friedman testi ile değerlendirildi; anlamlı bulunan sonuçlar Dunn-Bonferroni testi ile karşılaştırıldı. Kategorik değişkenler için Pearson χ², gerekli durumlarda Fisher'in kesin testi veya Fisher-Freeman-Halton testi kullanıldı. Korelasyon analizlerinde Spearman katsayısı hesaplandı. Çoklu karşılaştırmalarda Tip I hata için Bonferroni düzeltmesi uygulandı; aksi belirtilmedikçe p 0,05). Gruplar homojen bir dağılım göstermekteydi. Tüm gruplarda, başlangıca göre 12. hafta VAS-ağrı, WOMAC, NHP, TUG ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma gözlenirken (p 0,0167). Fleksiyon açısında ise başlangıca göre 12. haftada telerehabilitasyon ve yüz yüze egzersiz grubunda istatistiksel artış görülürken (p 0,0167). Gruplar arası karşılaştırmalarda ise NHP 2. bölüm puanı hariç tüm parametrelerde başlangıca göre 12. haftada elde edilen değişimlerde istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,0167). NHP 2. bölüm puanında telerehabilitasyon grubunda yüz yüze egzersiz grubuna kıyasla istatistiksel olarak daha fazla azalma saptandı (p=0,003). Başlangıçta fleksiyon açısı daha az, VAS-ağrı, WOMAC total, NHP 1. bölüm ve 2. bölüm skoru ve TUG testi daha yüksek olan hastaların başlangıca göre ilgili parametrelerinin 12. haftadaki değişimleri istatistiksel anlamlı olarak daha fazla idi (p 0,0167). Sonuç: TDA sonrası uygulanan ev egzersiz programı, telerehabilitasyon ve yüz yüze egzersiz uygulamaları; ağrı kontrolü, fonksiyonellik, yaşam kalitesi, mobilite ve denge, depresyon ve anksiyete açısından anlamlı klinik iyileşmeler sağlamaktadır. Çalışmamızda bu üç rehabilitasyon yaklaşımı, benzer düzeyde etkili bulunmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda, TDA sonrası rehabilitasyon sürecinde erişilebilirlik, maliyet, zaman tasarrufu ve ulaşım kolaylığı gibi etkenler göz önünde bulundurulduğunda ev egzersiz programları ile telerehabilitasyon uygulamaları öncelikli olarak tercih edilecek seçenekler olabilir. Özellikle sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlı olduğu ya da kaynakların sınırlı olduğu bölgelerde bu yaklaşımlar daha uygun olabilir. Kırsal bölgelerde teknolojik imkânları sınırlı olan hastalar için ev egzersiz programları tercih edilebilirken, dijital altyapıya erişimi olan hastalar için telerehabilitasyon uygulamaları daha uygun bir seçenek olabilir. Buna karşın komorbiditesi fazla, komplikasyon riski yüksek olan ya da bilişsel yetersizlik nedeniyle evde egzersiz programlarını sürdüremeyecek hastalarda yüz yüze rehabilitasyon öncelikli seçenek olabilir. Başlangıçta klinik durumu daha kötü olan hastalar rehabilitasyon sürecine daha iyi yanıt vermektedir. Bu başlangıçta kliniği daha kötü olan hastaların rehabilitasyon programlarıyla daha fazla kazanım elde edebilecek geniş bir iyileşme aralığına sahip olmalarına bağlı olabilir. Bununla birlikte, hastaların demografik özellikleri, klinik durumları, laboratuvar değerleri ve görüntüleme bulgularının, rehabilitasyon sonuçları üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Her ne kadar literatürde farklı çalışmalarda bazı parametrelerin sonuçları etkilediği bildirilmiş olsa da bizim çalışmamızda benzer bir ilişki gözlenmemesi, hasta sayısının sınırlı olmasından kaynaklanıyor olabilir.