Kardiyak tamponad ve/veya masif perikardiyal efüzyonla başvuran hastalarda intraperikardiyal basıncın ekokardiyografik bulgular ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL DR. SİYAMİ ERSEK GÖĞÜS KALP VE DAMAR CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ŞEYDA DERELİ
Danışman: Göktuğ SAVAŞ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Perikardiyal efüzyon, asemptomatik seyredebildiği gibi, intraperikardiyal basıncın artmasıyla kardiyak kompresyona yol açarak hayatı tehdit eden klinik tablolarla da prezente olabilir. Ekokardiyografi, perikardiyal efüzyon tanısında ve hemodinamik etkilerinin değerlendirilmesinde hızlı ve etkili bir görüntüleme yöntemidir. Bu çalışmada, perikardiyal efüzyon ve/veya perikardiyal tamponad nedeniyle başvuran ve terapötik perikardiyosentez uygulanan hastalarda, intraperikardiyal basınç ile ekokardiyografik ve hemodinamik parametreler arasındaki ilişki araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Ekim 2023 ile Mart 2025 tarihleri arasında tek merkezde prospektif olarak yürütülmüştür. Perikardiyal efüzyon ve/veya tamponad tanısıyla yatan ve sorumlu hekimlerce başarılı perikardiyosentez uygulanan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Ekokardiyografi rehberliğinde gerçekleştirilen perikardiyosentez işlemi sırasında, kateter ucundan intraperikardiyal basınç ölçümleri yapılmıştır. Hastaların işlem öncesi ve sonrası ekokardiyografik bulguları, invaziv kan basıncı izlemleri ve elektrokardiyografik verileri karşılaştırılarak intraperikardiyal basınçla ilişkileri analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 70 ± 13,5 yıl olan toplam 27 hasta dahil edilmiştir. Perikardiyosentez öncesi perikardiyal sıvı miktarı ortalama 32,9 ± 11,3 mm olarak ölçülmüştür. İşlem öncesi intraperikardiyal basınç 8,9 ± 7,4 mmHg iken, işlem sonrası bu değer 2,0 ± 8,2 mmHg'ye düşmüştür (p=0,001). Perikardiyosentez sonrası diyastolik ve ortalama arter basınçlarında anlamlı düşüş izlenmiş (p<0,001; p<0,001), sistolik kan basıncında ise anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir (p=0,090). Tahmini sağ atriyal basınç, tahmini pulmoner arter basıncı ve inferior vena kava (IVC) çapında anlamlı azalma saptanmıştır (p<0,001; p=0,044; p<0,001, sırasıyla). Doppler ekokardiyografi ile hesaplanan atım hacminde anlamlı artış izlenmiş (p=0,001) ve bu parametre ile intraperikardiyal basınç arasında anlamlı ve güçlü bir negatif korelasyon bulunmuştur (r=–0,408; p=0,034). Tedavi sonrası mitral E dalgası solunumsal varyasyonunda azalma görülmüş olsa da (p<0.001), bu bulgu ile intraperikardiyal basınç artışı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (r=0,264; p=0,275). İki boyutlu ekokardiyografik bulgular arasında yalnızca sağ atriyum kollapsı ile intraperikardiyal basınç yüksekliği arasında anlamlı korelasyon izlenmiştir (r=0,490; p=0,033). EKG analizinde kalp hızında anlamlı azalma saptanmış (106,7 ± 24,0 atım/dk'dan 95,0 ± 18,2 atım/dk'ya; p=0,001), QRS ve P dalga yüksekliklerinde ise anlamlı değişiklik gözlenmemiştir. Sonuç: İntraperikardiyal basınç artışı ile Doppler ekokardiyografi aracılığıyla hesaplanan atım hacmi arasında anlamlı ve güçlü bir negatif korelasyon saptanmıştır. Öte yandan, mitral E dalgası solunumsal varyasyonu ile intraperikardiyal basınç artışı ve hemodinamik bozulma arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Çalışmamızın bulguları, perikardiyal basınç yüksekliği ve buna bağlı gelişen kardiyak kompresyonun şiddetinin değerlendirilmesinde tek bir ekokardiyografik parametrenin yeterli olmadığını ortaya koymaktadır.Bu nedenle, klinik, hemodinamik ve görüntüleme bulgularının hasta bazlı olarak bütüncül şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Perikardiyal efüzyon, intraperikardiyal basınç, ekokardiyografi, hemodinami