Bologna kriterlerine göre zayıf ovaryen yanıtlı hastalarda rekombinant gonadotropin ve yüksek pürifiye insan menopozal gonadotropin kullanımının siklus sonuçlarına etkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ZEYNEP KAMİL KADIN VE ÇOCUK HASTALIKLARI SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ZEYNEP SENA ERAKKAYA
Danışman: Belgin DEVRANOĞLU
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Bu araştırmanın amacı, Bologna kriterlerine göre zayıf ovaryen yanıt gösteren kadınlarda, antagonist protokol altında uygulanan kontrollü ovaryen stimulasyon sürecinde rekombinant FSH (rFSH) ve yüksek pürifiye insan menopozal gonadotropin (HP-hMG) kullanımının in vitro fertilizasyon (IVF) siklus sonuçları üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Zayıf yanıtlı olgularda farklı gonadotropin preparatlarının klinik sonuçlara etkisini ortaya koyarak, bu hasta grubunda tedavi stratejilerinin belirlenmesine ve daha etkili bir hasta yönetimi sağlanmasına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamız retrospektif kohort çalışması olarak tasarlanmış olup, 2020–2024 yılları arasında Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Kliniği'ne başvuran, Bologna kriterlerine göre zayıf ovaryen yanıt gösteren toplam 215 kadını kapsamaktadır. Bir hastayı zayıf ovaryen yanıt veren olarak sınıflandırmak için aşağıdaki kriterlerden üçünden ikisinin bulunması gerekmektedir: (i) ileri anne yaşı (≥40 yıl) veya zayıf over yanıtı için herhangi bir başka risk faktörü; (ii) zayıf over yanıtı (≤3 oosit); veya (iii) anormal over rezerv testi (antral folikül sayısı (AFC) < 7 folikül veya anti-müllerian hormon (AMH) < 1,1 ng/ml). İleri kadın yaşı veya anormal over rezervi yokluğunda 2 kez maksimum stimülasyona rağmen zayıf over yanıtı alınan kadınlar da dahil edilmiştir. Dışlama kriterleri; OPU' da matür oosit elde edilemeyen hastalar, fertilizasyon başarısızlığı, kötü embriyo gelişimi nedeniyle transferi iptal olan hastalar, uterin anomaliler, tedavi edilememiş endokrin bozukluklar, erkek faktör olarak tanımlanmıştır. Olgular, kullanılan gonadotropin tipine göre yalnızca rekombinant folikül stimulan hormon (rFSH) (n=70), yalnızca yüksek pürifiye insan menopozal gonadotropin (HP-hMG) (n=53) ve rFSH + HP-hMG kombinasyonu (n=92) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Tüm hastalara antagonist protokol altında kontrollü ovaryen stimulasyon uygulanmıştır. Ovulasyon tetiklenmesi, rekombinant hCG ile yapılmış; oosit toplama ix işlemi sonrasında tüm oositler ICSI yöntemi ile döllendirilmiştir. Çalışmanın primer sonlanım noktaları, biyokimyasal gebelik oranı, klinik gebelik oranı ve canlı doğum oranı olarak belirlenmiştir. Sekonder sonlanım noktaları ise toplam oosit sayısı, M2 oosit sayısı, M1 oosit sayısı, GV oosit sayısı, M2 oosit oranı, fertilize olan oosit sayısı, fertilizasyon oranı, elde edilen embriyo sayısı, elde edilen grade 1 embriyo sayısı, transfer edilen embriyo sayısı, transfer edilen embriyo derecesi, dondurulan embriyo sayısı, klinik ve biyokimyasal abortusa sayıları olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmaya, Bologna kriterlerine göre zayıf ovaryen yanıtlı toplam 215 hasta dahil edilmiş; olguların %32,6'sı rFSH, %24,7'si HP-hMG ve %42,8'i rFSH+HP-hMG protokolü ile tedavi edilmiştir. Hastaların %59,1'i 40 yaşın altında olup, primer infertilite oranı %73,5 olarak saptanmıştır. Kombine (rFSH+HP-hMG) protokol uygulanan grupta AMH ve AFC değerleri belirgin şekilde daha düşük, buna karşın toplam ve günlük gonadotropin dozları daha yüksek; elde edilen toplam oosit, MII oosit ve fertilize olan oosit sayıları ise rFSH grubuna göre daha düşük bulunmuştur. Buna rağmen, β-hCG pozitifliği, intrauterin gebelik kesesi görünümü ve canlı doğum oranları açısından gonadotropin grupları arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Bologna paternlerine göre alt gruplar karşılaştırıldığında, üç kriteri karşılayan (yaş ≥40 + ORT bozukluğu + önceki zayıf yanıt) hastaların belirgin şekilde daha düşük AMH, AFC, toplam oosit ve MII oosit sayılarına sahip olduğu ve canlı doğum oranının %5,6'ya kadar gerilediği görülmüştür. Genel olarak, ileri yaş ve birden fazla Bologna kriterine sahip olguların ovaryen yanıtlarının belirgin şekilde zayıf olduğu, buna karşın uygulanan gonadotropin protokollerine göre klinik gebelik ve canlı doğum oranlarının gruplar arasında anlamlı düzeyde farklılaşmadığı izlenmiştir. Sonuç: Çalışmamız, zayıf ovaryen yanıtlı hastalarda kullanılan farklı gonadotropin türlerinin embriyo transferi yapılan hastalarda gebelik ve canlı doğum oranları üzerinde anlamlı bir fark yaratmadığını göstermiştir. Zayıf yanıtlı hastalarda bireyselleştirilmiş tedavi, doğru risk değerlendirmesi ve gerçekçi prognostik danışmanlığın önceliklendirilmesi gerektiği ortaya konmuştur.