Robotik radikal prostatektomili hastalarda perinöral invazyonun prognoz üzerine etkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA GÜLHANE SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: VUSAL RZAYEV

Danışman: Selahattin BEDİR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Serum prostat spesifik antijen (PSA) testinin artan takibi ile birlikte artan sayıda asemptomatik erkeğe transrektal ultrason kılavuzluğunda prostat biyopsilerini takiben klinik olarak lokalize prostat kanseri teşhisi konmaktadır. Bireysel tümörlerin biyolojik potansiyelinin daha iyi anlaşılması, daha iyi karar verilmesini sağlayacaktır ancak yoğun araştırmalara rağmen dünya çapında rutin kullanımda biyopsi kaynaklı tek prognostik faktör Gleason derecelendirmesidir. Ancak her derece için hayatta kalma olasılıkları aralığı oldukça geniştir. Bununla birlikte, prostat kanserinin, prostattan pelvik pleksusa giden prostatik sinirleri invaze etme ve büyüme eğilimi gösterdiği uzun zamandır bilinmektedir. Perinöral invazyon (PNİ) olarak bilinen bu fenomenin klasik olarak sinirlerin kanser hücrelerine prostattan düşük dirençli bir çıkış yolu sağlaması nedeniyle meydana geldiği düşünülürken, son çalışmalar daha dinamik bir etkileşim göstermektedir. Bu çalışmada sinir koruyucu cerrahi olan Robotik Radikal Prostatektomi yapılan hastalarda PNİ'nin prognoz üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Eylül 2016 ile Aralık 2021 tarihleri arasında S.B.Ü. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi üroloji kliniğine başvuran, PSA yüksekliği nedeniyle transrektal ultrasonografi eşliğinde prostat biyopsisi uygulanması sonucu prostat kanseri tanısı alan ve RRP operasyonu uygulanan 106 hastanın preoperatif ve postoperatif PSA değerleri, mpMRG verileri, biyopsi ve ameliyat sonrası patoloji verileri ve bunlar arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada cerrahi sonrası patolojik değerlendirmede perinöral invazyon varlığına göre olguların çeşitli tanımlayıcı özellikleri karşılaştırıldı. Perinöral invazyon izlenenlerde PSAD seviyesinin anlamlı derecede daha yüksek olduğu izlendi (p=0,031). Ancak PNİ izlenen ve izlenmeyen hastalar arasında diğer tanımlayıcı özellikler açısından anlamlı farklılık izlenmedi. Perinöral invazyon varlığına göre olguların görüntüleme bulguları karşılaştırıldı. mpMRG'de perinöral invazyon izlenenlerde nodül yapısında lezyonların oranı daha fazla iken (p=0,138), sınır vermeyen hipointens alan yapısından izlenen lezyonların oranı daha azdı (p=0,028). Ayrıca perinöral invazyon izlenenlerde PIRADS ≥ 3 olan olguların oranı daha fazla idi (p=0,048). Cerrahi öncesi patolojik değerlendirmede perinöral invazyon varlığına göre olguların tümör ile ilişkili özellikleri analiz edildi. Perinöral invazyon izlenenlerde cerrahi öncesi biyopsi materyalindeki tümör yüzdesi anlamlı derecede daha yüksekti (p=0,001). Ancak biyopsi materyaliyle hesaplanan Gleason skorları açısından farklılık izlenmedi. Perinöral invazyon varlığına göre cerrahi sonrası histopatoloji sonuçları ve biyokimyasal nüks varlığı analiz edildi. Perinöral invazyon izlenen hastalarda Gleason skoru 7 ve üzerinde olanların oranı daha yüksekti (p=0,028). Perinöral invazyon grubunda tümör yüzdesi daha yüksekti (p<0,001). Ayrıca patolojik değerlendirmede cerrahi sınırda tümör varlığı daha fazla (p=0,009) idi. Perinöral invazyon izlenenlerin %21,1'inde, izlenmeyenlerin ise %6,7'sinde biyokimyasal nüks izlenmişti. Ancak gruplar arasındaki fark anlamlılık sınırına ulaşmamıştı (p=0,076). Perinöral invazyon varlığına göre biyokimyasal nüks süreleri Kaplan Meier analizi ile değerlendirildi. Perinöral invazyon izlenenlerde ortalama biyokimyasal nüks süresi 69,6 ± 2,5 ay, izlenmeyenlerde ise 78,6 ± 2,3 ay idi. Ancak biyokimyasal nüks süreleri açısından izlenen farklılık anlamlılık sınırına ulaşamasa da PNİ varlığında biyokimyasal nüks 9 ay daha erken izlenmiştir. Biyokmyasal nüks varlığında belirleyici olabilecek parametreler multivaryant analizlerde değerlendirildi. Multivaryant analizlerde bağımsız değişkenler, klinik açıdan önemine ve univaryant analizlerden elde edilen sonuçlara göre seçildi. Multicolinearity sorunu sonrasında nihai modelde yaş, PSAD, tümör yüzdesi, Gleason skoru, cerrahi sınırda tümör varlığı ve perinöral invazyon yer almaktaydı (Nagelkerke R2=0,155, p<0,001). Ancak oluşturulan modelde biyokimyasal nüks varlığında hiçbir parametrenin belirleyici olmadığı izlendi. Sonuç: Biyopside PNİ (PNİb) varlığı postoperatif PNİ (PNİp) varlığını tahmin etmede istatiksel olarak anlamlı olduğunu bulduk. PNİp biyolojik olarak agresif tümör özellikleri ile önemli ölçüde ilişkiliydi ancak prostat kanseri olan hastalarda biyokimyasal serum PSA nüksü veya prognoz açısından prognostik faktör değildi. PNİp'nin prognostik değeri, biyokimyasal serum PSA nüksü için istatistiksel olarak anlamlı olmaması ile beraber çalışmamızda biyokimyasal serum PSA nüksü için istatiksel olarak anlamlı prognostik faktör belirleyemedik. Bununla beraber PNİ varlığında biyokimyasal serum PSA nüksü istatistiksel olarak anlamlı olmasa da 9 ay daha erken izlenmektedir.