Prolaktinomalarda endoskopik endonazal yaklaşımla cerrahi tedavi medikal tedavi yerine ilk seçenek olabilir mi?
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MUSTAFA TUFAN PEHLİVAN
Danışman: Ahmet Murat KUTLAY
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Prolaktinomalar, adenohipofizin laktotrop hücrelerinden köken alan, sella tursikayı doldurabilen, hatta suprasellar ve/veya parasellar uzanım gösterebilen, benign, lokal agresif ve invaziv olabilen pitüiter nöroendokrin tümörler (PitNET)'dir. Günümüzde prolaktinomaların tedavisinde ilk seçenek, dopamin agonistleri (DA) içeren medikal tedavidir. Ancak medikal tedavide yan etki ve nüks oranları yüksektir. Ayrıca uzun süreli hatta ömür boyu ilaç kullanımı gerekebilir. İlaca direnç, yan etki ve/veya intolerans gelişmesi, pitüiter apopleksi, BOS kaçağı ve uzun süreli ilaç kullanım isteksizliği gibi durumlarda ise zorunlu olarak cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Son yıllarda prolaktinoma hariç hipofiz adenomlarının cerrahi tedavisinde kullanılan endoskopik endonazal transsfenoidal cerrahi (EETC), nöroşirurji kliniklerinde rutin kullanıma girmiş mortalite-morbiditesi düşük, rezeksiyon ve remisyon oranları yüksek bir tedavi seçeneğidir. Bu çalışmada, hipofiz adenomlarının tedavisinde ilk seçenek olan EETC'nin, prolaktinomaların tedavisinde de ilk basamak tedavi olup olamayacağını araştırdık. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada 2016 – 2024 yılları arasında T.C. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrin Hastalıkları ve Metabolizma Kliniği'ne başvurarak prolaktinoma tanısı alan ve medikal tedavi gören 121 hasta ile Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği'nde zorunlu nedenler ile opere edilen 29 hasta, etik kurul onayı sonrası retrospektif olarak incelenerek çalışmaya alındı. Bu 29 hastanın 8'i medikal tedavi altındayken oluşan endikasyonlar nedeniyle opere edilmişti. 21 hasta ise acil nedenlerle opere edilen ve tanısı sonradan prolaktinoma olarak rapor edilen hastalardı. Çalışmaya dahil ettiğimiz hastaların yaş ve cinsiyet gibi demografik verileri, biyokimyasal, radyolojik, klinik verileri, dopamin agonisti (DA) kullanım süreleri, komplikasyon gelişip gelişmediği, ek olarak opere edilen hastaların patolojik verileri, postoperatif takipleri ve süreleri, remisyon ile rezeksiyon kapsam oranları ve preoperatif ve postoperatif görme alanı incelemeleri kaydedildi. Bulgular: Opere edilen 29 hastanın %68,96'sını (n=20) erkek, %31.03'ünü (n=9) kadın hastalar oluşturmaktaydı. Bu grup hastaların yaşları 22-75 yaş aralığında değişmekte olup, yaş ortalaması 49,9'du. Medikal tedavi ile takip edilen 121 hastanın %73,55'ni (n:89) kadın hastalar, %26,44'ünü (n:32) erkek hastalar oluşturmaktaydı. Bu grup hastaların yaşları 20-69 yaş aralığında değişmekte olup, yaş ortalaması 41,36 idi. Medikal tedavi alan grupta (n=121), 10 hastada remisyona girdikleri için ilaç kesilmiş, 8 hasta (3 hastada görme bozukluğu, 2 hastada ilaç direnci, 1 hastada 6. kranial sinir felci, 1 hastada ilaç intoleransı gelişmesi ve 1 hastada apopleksi gelişmesi nedeniyle) cerrahiye yönlendirilmişti. Geri kalan 103 hasta halen medikal tedavi altındaydı. Medikal tedavi grubunda nüks ve yan etki gelişen hasta sayısı 48 (%39,66) idi. Cerrahi tedavi grubunda, geç dönemde cerrahi tedavi uygulanmasına bağlı 16 hastada (%55,17) kavernöz sinüs invazyonu mevcuttu, bu grupta GTR+TYR (rezeksiyon kapsamı) oranı %37,5 (n=6), STR oranı %62,5 (n=10) idi. Kavernöz sinüs invazyonu olmayan olgularda (n=13), GTR+TYR oranı %92,3 (n=12) idi. Genele baktığımızda 18 hastada (%62,06) GTR+TYR yapılmıştı ve 20 hastada (%68,96) remisyon sağlanmıştı. Ek olarak cerrahi grupta majör morbidite olmamıştı, mortalite %0'dı. Sonuç: Prolaktinoma tedavisinde kullanılan DA'lar yüksek nüks ve yan etki oranlarına sahiptir. Ayrıca ilaç kullanım sırasında gelişen komplikasyonlar, tümör büyümesi, kavernöz sinüs infiltrasyonu ve adenomda fibrozis gelişimi bir sonraki tedavi basamağı olan cerrahi girişimi zorlaştırmakta, rezeksiyon oranlarını düşürmektedir. Günümüzde nöroşirurji kliniklerinde rutin olarak kullanılan EETC morbidite-mortalitesi düşük, remisyon ve rezeksiyon oranları yüksek bir tedavi seçeneğidir. Çalışmamızdan elde ettiğimiz tüm bulgular birarada değerlendirildiğinde, prolaktinomaların tedavisinde de, diğer hipofiz adenomlarında olduğu gibi ilk basamak tedavinin EETC olabileceği düşüncesini güçlendirmektedir. Anahtar kelimeler: Dopamin agonisti, endoskopik endonazal transsfenoidal cerrahi, hipofiz adenomları, prolaktinoma