Gastrointestinal kanser cerrahilerinde preoperatif prognostik nütrisyonel indeksin postoperatif deliryuma etkisinin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA DR. ABDURRAHMAN YURTASLAN ONKOLOJİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: MUHAMMET AYDIN AKDOĞAN

Danışman: Gonca OĞUZ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Gastrointestinal kanser hastalarında sık görülen malnütrisyon, morbidite ve mortaliteyi etkilemektedir. Prognostik nütrisyonel indeks (PNİ), hastaların nütrisyonel ve immünolojik durumunu ölçen inflamasyon temelli bir skorlama olup, prognoz belirleme ve postoperatif komplikasyonların öngörülmesinde kullanılmıştır. Postoperatif deliryum (POD), cerrahi ve anestezi sonrası oluşabilecek nörokognitif bir komplikasyonu tanımlar. PNİ ve POD ilişkisini inceleyen çalışmaların çoğu retrospektif olup prospektif geniş seri araştırma sayısı yetersizdir. Bu çalışmada, gastrointestinal kanser tanısıyla opere edilen hastalarda preoperatif prognostik nütrisyonel indeks ile postoperatif deliryum arasındaki ilişkiyi göstermeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız tek merkezli, prospektif, gözlemsel bir araştırmadır. Çalışmamıza 18 yaş ve üstü, gastrointestinal kanser cerrahisi uygulanacak, gönüllü onamı verebilen, ASA fiziksel skoru 1-4 olan 136 hasta dahil edildi. Tüm hastaların rutin preoperatif anestezi değerlendirmesi yapılıp yaş, cinsiyet, ASA fiziksel skoru, vücut kitle indeksi (VKİ), komorbid hastalıklar, eğitim düzeyi, sigara kullanımı, kanser tanısı, kemoterapi ve radyoterapi öyküsü, uygulanan cerrahi, invazif girişimler, hemoglobin, albümin, lenfosit, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri sonuçları kaydedildi. Preoperatif tetkiklere göre PNİ skoru hesaplandı. Nütrisyonel durum ölçülen PNİ değerlerine göre normal (PNİ ≥50), hafif maltütrisyon (PNİ 45-50), orta-şiddetli malnütrisyon (PNİ 40-45) ve ciddi (PNİ<40) olarak tanımlandı. Hastalar postoperatif 3 gün süresince Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği (KDÖ) kullanılarak deliryum varlığı açısından değerlendirildi. Bulgular: Gastrointestinal kanser cerrahisi geçirecek olan 134 hasta çalışmaya alınmaya uygun bulundu. Hastaların %14,2'inde (n=19) POD tespit edildi. POD olan ve olmayan hasta grupları arasında PNİ değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gösterilemedi. Bununla birlikte ciddi malnütrisyonu olan hastalarda POD sıklığı, normal olanlara göre daha yüksekti (p=0,045). Toplanan verilere göre yaş, lenfosit düzeyi, glikoz düzeyi ve kan transfüzyonu varlığı POD olan ve olmayan gruplar arasında farklı bulunurken (p<0,05), cinsiyet, ASA fiziksel skoru,VKİ, komorbid hastalıklar, eğitim düzeyi, sigara kullanımı, kemoterapi ve radyoterapi öyküsü, hemoglobin, albümin, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri sonuçları arasında anlamlı farklılık tespit edilmedi. Kan transfüzyonu yapılmasının POD gelişimini 8,6 kat arttırarak en güçlü değişken olduğu saptandı. Deliryum sıklığı hepatobilier kanser olanlarda (%75,0) olmayanlara göre (%12,3) daha fazla bulundu. (p=0,009). Sonuç: Çalışmamızda gastrointestinal kanser cerrahisi uygulanan hastalarda PNİ skoru değerleri ve POD arasında anlamlı ilişki gösterilemedi. Bununla birlikte ciddi malnütrisyonu olan hastalarda POD oranının normal olanlara göre daha yüksek bulunması, preoperatif nütrisyon durumunun POD gelişiminde katkısı olabileceğini düşündürmektedir. Bu konuda daha geniş hasta popülasyonları ve değerlendirme özelliklerini içeren çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.