Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde izlenen ve intravenöz sıvı tedavisi uygulanan preterm yenidoğan bebeklerde kullanılan farklı sodyum derişimlerinin klinik ve laboratuvar değişkenlere etkilerinin değerlendirilmesi, hiponatremi ve hipernatremi sıklığı


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: MELEK NUR ŞAHBAZ

Danışman: Ahmet ÖZDEMİR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş: Son yirmi yılda artan bilgi ve deneyimlerle birlikte prematüre bebek bakımındaki iyileşme, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde izlenen bebeklerin çoğunluğunu prematüre bebeklerin oluşturmasına neden olmuştur. Prematüre bebeklerin fizyolojik farklılıkları gereği diğer sistemleri olduğu gibi sıvı ve elektrolit dengesini yönetmek de hassas ve zorludur. Prenatal dönemde sıvı ve elektrolit dengesi plasenta tarafından düzenlenirken, prematüre bebeklerde bu düzenleyici sistemlerin eksik olması, sıvı elektrolit tedavisini karmaşık hale getirir. Sıvı ve elektrolit dengesinin korunması hem intrauterin hem de postnatal gelişim sürecinde hücre fonksiyonu ve organ işlevselliği için kritiktir. Yenidoğanlara uygulanan sıvı tedavileri konusunda literatürde net bir öneri bulunmamakla birlikte, geleneksel tedaviler genellikle hipotonik sıvıları içermektedir. İngiltere Ulusal Sağlık ve Bakımda Kalite Enstitüsü tarafından yapılan kılavuz, izotonik sıvıların kullanımını önerirken, bu konudaki kanıtlar hala yetersizdir. Yapılan çalışmalar, hipotonik sıvıların hiponatremiye yol açabileceğini, ancak izotonik sıvı kullanımının da hipernatremi riskini artırabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, yenidoğanlarda sıvı tedavisi için doğum haftasına göre farklı sodyum derişimleri içeren sıvı kullanımının gerekliliği konusunda daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Biz bu çalışmamızda yenidoğan yoğun bakım ünitesinde izlenen ve intravenöz sıvı tedavisi alan preterm bebeklerde uygulanan sıvı tedavilerinin hiponatremi veya hipernatremi geliştirme sıklığını ve sodyum dengesizliği üzerine etkili olabilecek klinik ve laboratuvar değişiklikleri retrospektif olarak değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kayseri Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Ocak 2018- Haziran 2023 tarihleri arasında izlenen, gestasyon yaşı 28+0 ile 37+6 hafta arasında olan 365 yenidoğan retrospektif olarak çalışmaya alınmıştır. Doğumu takiben hastaneye yatmış olan ve en az 7 gün boyunca hastanede izlenmiş olan, başvuru sırasında normonatremik olup izleminde idame sıvısının en az %50'sini intravenöz olarak almış olanlar çalışmaya dahil edilmiştir. Gestasyonel yaşı 28 haftadan az veya 37+6 haftadan fazla olanlar, başvurusunda hiponatremi veya hipernatremisi bulunanlar, dehidratasyon, metabolik hastalık, konjenital anomali, kalp veya böbrek yetmezliği, uygunsuz ADH sendromu, diyabetes mellitus veya diabetes insipitus varlığı, diüretik tedavisi almış olan hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. 365 hasta izleminde hiponatremi gelişen ve gelişmeyenler olarak iki gruba ayrılmıştır. Gestasyonel haftalarına göre aşırı preterm (<32 hafta), orta preterm (32-33+6 hafta), geç preterm (34-36+6 hafta) ve erken term (≥37 hafta) şeklinde gruplandırılan hastalarda hiponatremiye giren ve girmeyen hastaların demografik bilgileri, klinik verilerinin, laboratuvar sonuçlarının ve intravenöz sıvı alım miktarları ve içerikleri açısından karşılaştırılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS versiyon 29 istatistik paket programı ile yapılmıştır. Bebeklerde yatış süresi içinde hiponatremi gelişme durumu ile bireysel ve tıbbi özellikler, laboratuvar değerleri ve sodyum ve sıvı alımları arasındaki ilişkiler sayısal değişkenlerde Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri, kategorik verilerde Ki-kare ve Fisher'in kesin testi kullanılarak araştırılmıştır. Ek olarak, bebek ve anne ile ilgili bireysel ve tıbbi özelliklerin hiponatremi gelişimi üzerindeki etkisi çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile incelenmiştir. Gestasyonel yaş grupları içerisinde yatış günleri ile toplam sıvı alımı düzeyleri arasındaki ilişkiler Friedman'ın iki yönlü varyans analizi, post-hoc ikili karşılaştırmalar Wilcoxon testi ile incelenmiştir. Analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmada yer alan bebeklerin 56,7' si erkektir ve tüm bebeklerin %73,7'si sezaryen ile doğmuştur. Annelerin yaş ortalaması 27,5 yıl olup, %21,4'ünde hastalık, %19,7'sinde ilaç kullanımı, %6,0'sında gebelikte enfeksiyon görülmüştür. Gebelik haftalarına göre bebeklerin %23,3'ü (n=85) aşırı preterm, %27,1'i (n=99) orta preterm, %37,5'i (n=137) geç preterm ve %12,1'i (n=44) erken term grubundadır. Bebeklerin gestasyonel yaş gruplarına göre dağılımında cinsiyet, doğum şekli, anne yaşı, annede hastalık varlığı, ilaç kullanımı ve gebelikte enfeksiyon açısından istatistiksel fark bulunmamıştır. Hiponatremi sıklığı tüm hastalarda %40,8, gestasyonel yaşlara göre hiponatremi sıklığı açısından farklılık bulunmamıştır. Analiz sonuçlarına göre, hiponatremi gelişen bebeklerde %33,6 oranında respiratuvar distres sendromu saptanırken, gelişmeyenlerde bu oran %22,8'dir. Erken membran rüptürü tanısı olan annelerde hiponatremi gelişme sıklığı istatistiksel olarak daha yüksektir. Gestasyonel haftalara göre gruplandırıldığında ortalama hiponatremiye girme günleri; aşırı preterm bebeklerde 5,8 gün, orta preterm bebeklerde 4,8 gün, geç preterm bebeklerde 2,5 gün ve erken term bebeklerde 1,8 gün olarak bulunmuştur. Bebeklerin matüritesi arttıkça hiponatremiye giriş günlerinin kısalmaktadır ancak fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0,051). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinin sonuçlarına göre annede erken membran rüptürü görülmesi bebekte hiponatremi görülme riskini 2,24 katına (%95,0 GA=1,076-4,597) çıkarmaktadır (p=0,031). Ayrıca oral beslenmeye (toplam sıvının %80'i) geçiş zamanındaki her bir günlük gecikmenin bir önceki güne göre hiponatremi gelişimi riskini 1,09 kat (%95,0 GA=1,043-1,137) artırdığı görülmüştür (p<0,001). Sonuç: Hiponatremi insidansı %40,8 ile nispeten yüksek tespit edilmiştir. Özellikle yoğun bakım ünitelerinde multifaktöriyel problemler ile takip edilen hastalarda serum sodyum değerini etkileyebilecek birçok faktör mevcuttur. Günlük total sodyum ihtiyacı intravenöz yolla verilen grupta ve günlük sıvı ihtiyacının %80'ini oral yolla alıma geç ulaşan bebeklerde istatistiksel anlamlı şekilde daha sık hiponatremi gelişmiştir. Çalışmamızdan elde ettiğimiz mevcut bulgularımız doğrultusunda oral alıma erken geçilmesinin ve sodyum desteği verilirken oral yolun tercih edilmesinin hiponatremiyi önlemedeki önemini vurgulamaktayız. Ancak bu alanda yenidoğanlarda daha standardize hasta gruplarında mevcut mayi tedavilerinin karşılaştırıldığı prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Hiponatremi, Neonatoloji, Preterm Yenidoğan, Risk Faktörleri, Sodyum