Takip sırasında malignite saptanan benign tiroid nodüllerinde risk faktöleri


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2019

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: HATİCE SÜMEYRA ÖZÜER GÜNEŞ

Danışman: Serkan SARI

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

TAKİP SIRASINDA MALİGNİTE SAPTANAN BENİGN TİROİD NODÜLLERİNDE RİSK FAKTÖLERİ Amaç: Bu çalışmanın amacı benign tiroid nodüllerinin malignite riski taşımasına etki eden faktörleri araştırmak,ve benign tiroid nodüllerinin takiplerinde yaklaşımda bulunmak. Gereç ve Yöntem: 2012-2018 tarihleri arasında İstanbul eğitim ve araştırma hastanesi Genel Cerrahi Polikliniğine başvuran muayene ve radyolojik tetkik ile tiroid nodülü saptanan ve tiroid nodulü sebebiyle takipli olan 18-80 yaş arası 128 kadın ve erkek hastanın dosyaları tarandı. Hastaların cinsiyet, yaş,boy,kilo, ailede guatr veya tiroid hastalığı, tiroid kanseri, başka organ malignitesi, boyun bölgesine radyasyon öyküsü, tiroid operasyonu öyküleri,kronik hastalık öyküsü kaydedildi. Laboratuar değerlerinden sT3, sT4, TSHve tiroid otoantikorları anti-TPO anti-tg düzeyleri değerlendirmeye alındı.TSH referans aralığının dışında olan hastalar TSH düzeyi 5.33mIU/L olan hastalar sT3 ve sT4 düzeyleri düşük ise aşikar hipotiroidili, sT3 ve sT4 düzeyleri normal sınırlarda ise subklinik hipotiroidili kabul edildi. sT4 ve TSH düzeyleri normal referans sınırları içinde olan hastalar ötiroid olarak değerlendirildi. Bu yönteme göre anti- TPO> 9 IU/ml ve/veya antiTg> 4 IU/ml ise hastalarda antikor pozitifliğinin olduğu düşünüldü. Tiroid USG'de her nodül için şu sonografik özellikler kaydedildi:parankim yapısı, ekojenite, çevresinde halonun olup olmaması, kalsifikasyon olup olmaması, kalsifikasyon tipi , Nodül parankimi solid, kistik ve karışık olarak sınıflandırıldı. Her nodülün ekojenitesi tiroid dokusuna göre izoekoik, hipoekoik ve hiperekoik olarak isimlendirildi. Kalsifikasyonlar kaba ve ince kalsifikasyonlarolarak sınıflandırıldı.Nodülün boyutu,nodülün en uzun çapı ve sınır düzensizliği incelendi İİAB'ler Girişimsel Cerrahi ünitesinde uzman doktorlar tarafından USG eşliğinde, hasta yatar pozisyonda iken anestezi uygulamadan yapıldı. 1 cm'nin üzerindeki ulaşılabilen ve ultrasonografik görünümü şüpheli olan 1 cm'den küçük nodüllere biopsi yapıldı. Biopsi materyalleri hastanenin Patoloji Laboratuarında değerlendirildi,Sitolojik tanıda benign, şüpheli, malign, yetersiz, sellüler ve folliküler neoplazm kategorileri kullanıldı. Nodüllere uygulanan İİAB sayısı, İİAB raporuna göre benign, malign, yetersiz, şüpheli, sellüler, folliküler neoplazm olup olmaması, hastaya bu sonuçlara göre cerrahi uygulanmışsa patoloji raporu kayıt edildi.Hastaların başlangıç patolojileri ve sonuç patolojileri ve biopsi tekrar sayıları kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya 128 hastada bulunan 128 tiroid nodülü dahil edildi. Hastalardan 99'u (77,3%) kadın, 29 hasta (22,6%) erkekti. Hataların yaş ortalaması 51,2 (±11,1) idi. 128 nodülün 83 tanesi benign , 45 tanesi AUS/FLUS lezyondan oluşmaktaydı. Öncelikle hastalar başlangıç patolojilerine göre, benign (grup1), AUS/FLUS (grup 2) olarak iki gruba ayrıldı. Gruplar arasında cinsiyet, yaş, boy, kilo, kan grubu, Rh antijen özelliği, klinik bulgu olması, sigara kullanımı, kronik hastalık varlığı ve tiroid antikor pozitiflikleri açısından anlamlı fark saptanmadı ( p> 0,05). TSH düzeylerine göre çok gözlü tabloda karşılaştırıldığında bening grupta TSH'ın anlamlı olarak daha düşük gözlendiği görüldü. Grupların radyolojik ve patolojik özellikleri karşılaştırıldığında, lezyonun USG'deki en uzun boyutu, mikro ve/veye makro kalsifikasyon içermesi, sınır düzensizliği, histopatolojik sonuçları ve malignite tanısı alana kadar geçen sürelerde gruplar arasında anlamı fark saptanmadı ( p> 0,05). Lezyonların USG görünümlerine göre solid, kistik ve mix yapıda olmaları değerlendirildiğinde, benign tiroid nodüllerinde görünümler arasında anlamlı fark saptandı. Solid, kistik veya mix yapıda nodüllerin maligniteye dönüşme oranlarında anlamlı fark saptanmadı. Fakat AUS/FLUS lezyonları grup içinde solid lezyonların anlamlı olarak daha fazla oranda maligniteye dönüştüğü görüldü. Gruplar arasında ise yine solid AUS/FLUS lezyonların, solid benign lezyonlara göre anlamlı olarak daha fazla maligniteye dönüşüğü gözlendi (p=,009). Gruplar biyopsi tekrar sayısına 1, 2 ve >2. biyopsi olmasına göre karşılaştırıldığında,AUS/FLUS lezyonların anlamlı olarak benign lezyonlardan daha fazla biyopsi sonrası malignite tanısı aldığı saptandı.(p=,021) . AUS/FLUS lezyonların biyopsi sayısı grupları kendi içinde one way anova testlerden normal dağılım Kabul edilmeyerek Post Hoc Tamhane analiz ile değerlendirildiğinde, lezyonların istatistiksel olarak anlamlı olarak 1. ve >2. tekrar biyopsilere göre 2. Tekrar biyopsilerinde malignite tanısı alması yüksek bulunmuştur. Gruplar kendi arasında karşılaştırıldığında AUS/FLUS lezyonların istatistiksel anlamlı olarak benign lezyonlara göre daha fazla ikiden fazla biyopsi sonrası malignite tanısı aldığı görüldü (p=,032). Rh pozitif ve antikor negativ olan hastaların nodüllerinin, usg'de solid görünümde olan lezyonların istatistiksel anlamlı daha fazla >1 tekrar biyopsilerde tanı aldığı görülmüştür. Başlangıç patolojisi AUS/FLUS olup sonraki tekrar biyopsilerinde malign tanısı alan nodüler, 1. tekrarda ve >1. tekrar biyopsiler şeklinde gruplandırıldıktan sonra lezyonların daha fazla biyopside malignite tanısı almasındaki demografik ve radyoloji risk faktörleri grup içinde değerlendirildi. Gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuç: Tiroid nodüllerinde malignite şüphesi düşük ve benign sitolojik bulgular varsa İİAB'de örnekleme hataları nedeniyle yalancı negatiflik (%5) olabileceğinden hastaları ihmal etmemek ve sıkı takip edilmelidir .Benign tiroid nodülleri çok yavaş büyüyebilir, nodül hacmindeki artış güvenilir bir bulgu değildir, nodülde büyüme varsa tekrar İİAB yapılması gerekir .Bu gibi durumlarda nodüller seri USG ile takip edilmelidir. Benign tiroid nodüllerinde tekrarlanan İİAB'lerde yalancı negatiflik oranı düşüktür. Sitolojik bulgular benign olsa bile, klinik olarak malignite şüphesi yüksekse tedavi uygulanmalıdır. Çalışmamızda Gruplar arasında ise yine solid AUS/FLUS lezyonların, solid benign lezyonlara göre anlamlı olarak daha fazla maligniteye dönüşüğü gözlenmiştir. Gruplar biyopsi tekrar sayısına 1, 2 ve >2. biyopsi olmasına göre karşılaştırıldığında,AUS/FLUS lezyonların anlamlı olarak benign lezyonlardan daha fazla biyopsi sonrası malignite tanısı aldığı saptandı. Önemi belirsiz atipi / önemi belirsiz foliküler lezyon (AUS/FLUS) kategorisi, tartışmalı bir ara grup olup, benign-malign ayrımının yapılamadığı durumlarda kullanılır. AUS/FLUS kategorisinin malignite oranı %5-15 olarak bilinmekle beraber çeşitli çalışmalarda %6 ile %48 arasında değişmektedir. Bu kategorinin heterojen yapısı nedeniyle; uygun risk sınıfına göre subklasifikasyonu yapılması daha iyi klinik yönetimin sağlanmasında katkı sağlar. AUS/FLUS lezyonlarda tekrarlayan biyopside malignite tanısı alması anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur.Sonuç olarak bize bu lezyonların sıkı takip edilmesi gerektiğini göstermiştir.