Polisitemia vera ve sekonder polisitemili hastalarda platelet/lenfosit oranı ile RDW ve hematokrit ilişkisinin incelenmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İZMİR BOZYAKA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: BERİVAN AKDOĞAN
Danışman: Oktay BİLGİR
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Miyeloproliferatif bir hastalık olan polisitemia vera (PV) ve genellikle doku hipoksemisine ikincil eritropoietin (EPO) yükselmesine bağlı olarak kemik iliğinin, matür eritrosit hücre üretim artışıyla karakterize olan sekonder polisiteminin prognoz, komplikasyon gelişimi ve tedavi yönetimleri farklılık göstermektedir. Çalışmamızın amacı basit, düşük maliyetli, noninvaziv ve bütün parametrelerin değerlendirebileceği hemogram tetkiki ile bu hastalık gruplarında platelet/lenfosit oranı (PLO) ile retikülosit dağılım hacmi (RDW) ve hematokrit (HTC) arasındaki ilişkiyi inceleyerek, hastalıkların ayırıcı tanısı, tromboz gibi hayati komplikasyonları ve prognozu öngörmede noninvaziv kriterlere katkı sağlamak olarak hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Hematoloji polikliniklerine 01/2016-10/2022 yılları arasında başvuran 18 yaş üstü 198 polisitemia vera ve sekonder polisitemili 306 hasta dahil edilmiştir. Hastalar hastane elektronik kayıt sistemi üzerinden geriye yönelik (laboratuvar değerleri, sosyo-demografik özellikleri ve anamnezleri) incelenerek belirlenip, çalışmaya uygunluk açısından değerlendirilmiştir. Çalışmamızın istatiksel analizleri IBM SPSS Versiyon 26 ile yapılmıştır. Bulgular: Hastalarımızın başvuru anındaki kinik özellikleri karşılaştırıldığında çalışmaya katılan erkek hastalarda sekonder polisitemi, kadın hastalarda ise polisitemia vera anlamlı olarak daha yüksek izlenirken, PV ve sekonder polisitemili hasta gruplarında kadın/erkek oranı erkek hastaların lehine artmış olarak bulundu. Her iki hastalık grubunda, <65 yaş hasta oranı sekonder grupta daha sık izlenirken, polisitemi vera tanılı hastaların sekonder polisitemili hastalara göre daha ileri yaşlarda olduğunu saptadık. Hastalarımızın EPO düzeyleri incelendiğinde istatiksel olarak anlamlı bir şekilde sekonder polisitemili hastalarda daha yüksekken, PV'lı hastalarda düşük düzeylerde izlenmiştir.PV'lı hastalarda WHO 2016 kriterlerine göre major kriter olan JAK mutasyonu, olan ve olmayan PV'lı hastaların analizleri yapıldığında; JAK mutasyonu olmayan PV'lı hasta grubunun sosyo-demografik ve laboratuvar parametrelerinin sekonder polisitemili hastalara benzer olduğu görüldü ve istatiksel olarak anlamlı izlendi.Sigara ve ek hastalık olan hastaların istatiksel olarak anlamlı düzeyde sekonder grupta daha yüksek olduğu tespit edildi. Her iki hastalık grubunda PLO ile RDW ve HTC arasında incelenen ilişkide, istatiksel olarak PLO ile RDW ve WBC arasında anlamlı istatiksel ilişki tespit edilirken, HTC arasında anlamlı istatiksel ilişki kurulamadı. Ayrıca sekonder polisitemili hastalarda PLO ile monositler arasında da anlamlı ilişki kurulurken PV grubunda bu ilişki kurulamadı. PV grubunda PLO ile RDW ve WBC arasında pozitif ilişki, sekonder polisitemili hastalarda ise PLO ile RDW, WBC ve MONO arasında olumsuz bir ilişki saptandı. Sonuç: Yapılan bir çok çalışma ile tromboz ile yakın ilişkili parametreler olan PLO ile RDW ve WBC arasında bulunan ilişkinin PV'lı hastalarda ciddi morbidite ve mortaliteye neden olan trombozun öngördürülmesinde, prognozda ve sekonder polisitemilerle ayırıcı tanının daha erken yapılması ve erken tedaviye katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Ancak bu konuda daha kapsamlı, prospektif, çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır. ANAHTAR KELİMELER: Polisitemia vera, sekonder polisitemi, Platelet/lenfosit oranı, retikülosit dağılım genişliği, hematokrit, lökosit, monosit