Laparoskopik histerektomi ve vajinal histerektomi yapılan hastalarda idrar sondasının çekilmesi sonrası ultrasonla ölçülen rezidü idrar oranları
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: DENİZ KARAOĞLAN
Danışman: Ahmet KALE
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:AMAÇ: İyi huylu jinekolojik hastalıkların tedavisinde uygulanan histerektomi operasyonları için farklı cerrahi yaklaşımlar tanımlanmıştır. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, kadınların yaklaşık %20–40'ının 60 yaş sonrasında histerektomi geçirdiği bildirilmektedir. Vajinal histerektomi ise uterusun vajinal yoldan çıkarılması esasına dayanan bir cerrahi prosedür olup, özellikle uterin prolapsus tedavisinde tercih edilmektedir. Laparoskopik histerektomi, küçük insizyonlar aracılığıyla endoskopik kamera ve cerrahi aletlerin kullanıldığı minimal invaziv bir yöntemdir. Öte yandan, histerektomi sonrasında alt üriner sistem fonksiyonlarında değişiklikler görülebileceği bildirilmektedir.Bu nedenle, histerektomi sonrası gelişebilecek ürodinamik değişikliklerin araştırılması, cerrahların hastaları olası alt üriner sistem disfonksiyonları konusunda önceden bilgilendirmesine katkı sağlayacaktır. Bu çalışmanın amacı vajinal ve laparoskopik histerektomi sonrası kadınların rezidü idrar miktarlarını değerlendirerek operasyon yöntemleri arasında bir fark olup olmadığını göstermektir. GEREÇ YÖNTEM: Çalışmada Sancaktepe Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 15 Mayıs 2025 ve 15 Mayıs 2026 tarihleri arasında kadın hastalıkları ve doğum bölümünde 70 vajinal ve 70 laparoskopik yolla histerektomi yapılan, çalışma kriterlerine uygun 140 hastanın operasyon sonrası rezidü idrar miktarlarıprospektif olarak incelendi. Elektronik bilgi sistemi üzerinden hastaların yaş, kronik hastalık, gravida, parite, operasyon öncesi-sonrası hemoglobin, geçirilmiş cerrahi öyküsü, histerektomi endikasyonu, VKİ bilgileri alındı. Hemoglobin değişimi (ΔHb), preoperatif hemoglobin değerinden postoperatif hemoglobin değerinin çıkarılması ile hesaplandı. Operasyon sonrası hastaların sondaları çekildiğinde hastaların spontan diürezini takiben mesanede kalan rezidü idrar volümleri ultrason yardımı ile ölçülerek kaydedildi. VAH ve TLH dışında eşlik eden cerrahi müdahale yapılan hastalar çalışma dışı bırakıldı BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 52.91±10.35 yıl olup, yaş değerleri 34 ile 92 yıl arasında değişmektedir. Obstetrik özellikler değerlendirildiğinde, ortalama gravida sayısı 4.37±2.60 ve ortalama parite sayısı 3.45±2.32 olarak saptanmıştır. Postoperatif rezidü kategorileri değerlendirildiğinde, hastaların büyük çoğunluğunda normal rezidü (<100 cc) olduğu görülmüştür (n=127, %90.7). Anormal rezidü (≥100 cc) %9.2 (n=13; %9,2) oranında izlenirken saptanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, VAH grubundaki hastaların yaş ortalaması TLH grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (55.7±11.04 yıl vs 50.11±8.82 yıl, p=0.001).Hemoglobin değişimi (ΔHb) değerlendirildiğinde, VAH grubunda hemoglobin düşüşünün TLH grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla olduğu saptanmıştır (p=0.002). Postoperatif rezidü miktarı açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p=0.760).Pelvik organ prolapsusu endikasyonu VAH grubunda (%41.4) TLH grubuna (%4.3) kıyasla anlamlı derecede daha yüksek oranda izlenmiştir (p<0.001) SONUÇ: Yaş ve gravida açısından VAH grubunun daha yüksek değerlere sahip olmasının VAH grubunda (%41.4) TLH grubuna (%4.3) kıyasla anlamlı derecede daha yüksek oranda prolapsus endikasyonunun görülmesinden kaynaklandığını düşünmekteyiz (p<0.001). Rezidü miktarları açısından ise VAH ve TLH grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (48.20±34.11 cc vs 48.40±39.64 cc, p=0.760). Literatürde histerektomilerde sinir hasarı ve prolapsus nedeni ile yapılan operasyonlar sonrası okült inkontinansın ortaya çıkabileceği gösterilmesine rağmen kliniğimizde operasyonların yeterli cerrahi tecrübe ile gerçekleştirilmesi ve prolapsus nedenli opere olacak hastalarda prolabe kısmın redükiyonu ile ortaya çıkabilecek inkontinansın değerlendirilerek operasyona inkontinans cerrahilerinin eklenmesinin bu sonucu doğurabileceği kanaatindeyiz Tüm bu sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda histerektomi planlanan hastaların şikayeti, muayenesi ve endikasyonunun detaylı değerlendirilmesi gerektiği; operasyon şeklinin hasta talebi ve operatörün tecrübesi doğrultusunda belirlenmesinin doğru olacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: vajinal, laparoskopik, rezidü