Psöriazis hastalarında IL-17 inhibisyonunun kardiyovasküler risk parametreleri üzerindeki etkisinin retrospektif analizi : Aterojenik plazma indeksi ve Framingham risk skoru değerlendirmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL BAŞAKŞEHİR ÇAM VE SAKURA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLAR ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: YAĞMUR SUNGUR

Danışman: Göknur ÖZAYDIN YAVUZ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç: Psöriazis kronik, immün aracılı ve sistemik inflamasyon ile karakterize bir hastalık olup yalnızca deri bulguları ile sınırlı kalmayıp kardiyovasküler hastalıklar başta olmak üzere çeşitli komorbiditelerle ilişkilidir. Psöriaziste kronik inflamasyonun endotelyal disfonksiyon, lipid metabolizması bozuklukları ve aterosklerotik süreçler üzerindeki etkisi giderek daha iyi anlaşılmaktadır. Bu nedenle psöriazis hastalarında kardiyovasküler riskin değerlendirilmesi hastalık yönetiminin önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Kardiyovasküler riskin değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılan Framingham Risk Skoru (FRS), klasik risk faktörlerini temel almakla birlikte inflamasyonu doğrudan yansıtmaması nedeniyle kronik inflamatuar hastalıklarda bazı sınırlılıklara sahiptir. Buna karşılık aterojenik plazma indeksi (AIP) aterojenik lipoprotein profilini yansıtan ve kardiyovasküler risk değerlendirmesinde duyarlı bir biyobelirteç olarak kabul edilmektedir. Psöriazis tedavisinde kullanılan biyolojik ajanlar, özellikle IL-17 inhibitörleri, inflamatuar süreci baskılayarak hem dermatolojik iyileşme sağlamakta hem de kardiyometabolik parametreler üzerinde potansiyel etkiler oluşturabilmektedir. Bu çalışmada orta şiddetli plak tip psöriazis hastalarında IL-17 inhibitörü tedavisinin aterojenik plazma indeksi ve Framingham risk skoru üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif gerçek yaşam çalışmasına Ocak 2020 – Aralık 2025 tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Kliniği polikliniğinde takip edilen ve histopatolojik olarak psöriazis tanısı doğrulanmış hastalar dahil edildi. Çalışmaya topikal ve sistemik konvansiyonel tedavilere yanıt alınamayan veya kısmi yanıt alınan, başlangıç Psoriasis Area and Severity Index (PASI) skoru ≥10 olan ve IL-17 inhibitörü tedavisi (sekukinumab ve iksekizumab) başlanan hastalar alındı. Daha önce herhangi bir biyolojik tedavi kullanmamış toplam 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik ve klinik özellikleri ile laboratuvar parametreleri hasta dosyalarından geriye dönük olarak elde edildi. Tedavi öncesi ve tedavinin 6. ayında trigliserid ve HDL kolesterol düzeyleri kullanılarak aterojenik plazma indeksi hesaplandı. Aynı zaman noktalarında Framingham risk skoru için gerekli parametreler kaydedilerek 10 yıllık kardiyovasküler risk yüzdesi hesaplandı. Tedavi yanıtı PASI skorları kullanılarak değerlendirildi ve hastalar PASI yanıt düzeylerine göre alt gruplara ayrıldı. İstatistiksel analizler SPSS programı kullanılarak yapıldı ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 50 hastanın yaş ortalaması 48,92±11,56 yıl olup hastaların %54'ü kadındı. Sekukinumab ve iksekizumab grupları arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlamlı fark saptanmadı. Tedavi sonrası klinik etkinlik açısından başlangıç medyan PASI skoru 24 (19–29) iken 6. ayda 4 (2–8) olarak saptandı ve bu düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001; r=-0,87). Lipid parametrelerinde anlamlı iyileşmeler gözlendi. Total kolesterol 209 mg/dl'den 190,5 mg/dl'ye, trigliserid 162,5 mg/dl'den 127,5 mg/dl'ye düşerken HDL kolesterol 44,5 mg/dl'den 50 mg/dl'ye yükseldi (tüm parametreler için p<0,001). Sistolik kan basıncı 120 mmHg'den 110 mmHg'ye geriledi (p=0,016). Kardiyovasküler risk değerlendirmesinde Framingham risk skoru medyan %5,8'den %4,2'ye düşerken (p<0,001; r=-0,55), AIP 0,22'den 0,05'e geriledi (p<0,001; r=-0,82). Tedavi yanıtı analizinde hastaların %32'si PASI90, %68'i PASI75 ve %94'ü PASI50 yanıtına ulaştı. PASI90 yanıtı elde eden hastalarda kardiyovasküler risk skorundaki azalma daha belirgin bulundu (p=0,006). Framingham kardiyovasküler risk sınıflaması incelendiğinde düşük risk grubundaki hasta oranı %72'den %78'e yükselirken, yüksek risk grubundaki oran %8'den %4'e geriledi. AIP sınıflamasında ise başlangıçta hastaların %50'si yüksek risk grubunda yer alırken tedavi sonrası bu oran %30'a düşmüş ve risk dağılımındaki değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,007). IL-17 inhibitörü alt grup analizlerinde her iki tedavinin PASI skorlarında güçlü ve benzer klinik etkinlik sağladığı görülürken kardiyometabolik parametrelerdeki değişimlerin çoğunda gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Bu çalışma, IL-17 inhibitörü tedavisi alan psöriazis hastalarında dermatolojik iyileşmeye paralel olarak lipid profili, aterojenik plazma indeksi ve Framingham risk skorunda anlamlı iyileşmeler meydana geldiğini göstermektedir. Özellikle AIP'de gözlenen belirgin azalma, IL-17 inhibitörlerinin aterojenik lipoprotein profili üzerinde olumlu etkiler oluşturabileceğini düşündürmektedir. Klinik yanıtın derinliği ile kardiyovasküler risk skorundaki iyileşme arasındaki ilişki, psöriaziste inflamasyon kontrolünün sistemik risk profili üzerinde de etkili olabileceğini göstermektedir. Bu bulgular, psöriazis yönetiminde kardiyometabolik risk faktörlerinin değerlendirilmesinin önemini vurgulamakta ve biyolojik ajan seçiminde hastaya özgü risk profilinin dikkate alınmasının kişiselleştirilmiş biyolojik tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceğini düşündürmektedir. Daha geniş örneklemli ve uzun süreli prospektif çalışmalarla bu ilişkinin doğrulanmasına ihtiyaç vardır