Duktal karsinoma in situ adlandırmasının hasta tedavisindeki etkisi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL KARTAL DR. LÜTFİ KIRDAR ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ÇAĞRI SAYLAN
Danışman: Şadiye Nuray KADIOĞLU VOYVODA
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Duktal karsinoma in situ (DCIS) bazal membranı aşmadan epitel hücrelerinin çoğalmasıyla karakterize edilen noninvaziv meme kanseridir. DCIS klinik, genetik ve biyobelirteç özellikleri açısından farklılık gösteren heterojen bir lezyon grubudur. Dr Tabár ve arkadaşları, bu terminolojik ve sınıflandırma sorununa çözüm olarak tümörleri gelişim gösterdikleri anatomik yapılara göre yeniden adlandırmayı önermiştir. Bu çalışmanın amacı, Tabár sınıflandırmasının hasta tedavisine etkisini ortaya koymaktır. Çalışmamıza 2010-2022 yılları arasında hastanemizde operasyon ile DCIS tanısı almış hastalar dahil edilmiştir. DCIS olguları, mamografik bulgular temel alınarak Tabár sınıflamasına göre kategorize edilmiştir. Tabár, lezyonun mikrokalsifikasyon tipinden yola çıkarak köken aldığı anatomik yapıya göre "Acinar Adenocarsinoma of the Breast (AAB)" ve "Ductal Adenocarcioma of the Breast (DAB)" şekilinde iki ana gruba ayrılmıştır. Her bir olgunun mamografisi, Tabár'ın tanımladığı mikrokalsifikasyon morfolojisi ve dağılım kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Kategorizasyon sonrası her hasta için uygulanan ilk cerrahi tedavinin yeterliliği, uluslararası kılavuzlar doğrultusunda değerlendirilmiştir. Çalışmamıza DCIS tanısı almış yaş ortalaması 54 (yaş dağılımı 29-79) olan 90 kadın hasta dahil edilmiştir. Olguların tanı anındaki mamografilerinde %87'inde mikrokalsifikasyon saptanmıştır (78/90 olgu). Tüm olguların ilk tedavileri değerlendirildiğinde, 52 hastada (%57,8) ideal tedavi uygulandığı, 35 hastada (%38,9) yetersiz tedavi uygulandığı ve 3 hastada (%3,3) ise aşırı tedavi uygulandığı görülmüştür. AAB grubunda 32 olgunun 23'inde (%71,9) ilk tedavi ideal bulunurken, 7'sinde (%21,9) yetersiz kalmış, 2 olguda (%6,3) ise gereğinden geniş tedavi uygulanmıştır. DAB sınıfındaki 39 olgunun 21'sinde (%53,8) ideal tedavi sağlanırken, 17 olguda (%43,6) başlangıç tedavisi yetersiz kalmış, 1 hastada (%2,6) ise aşırı tedavi edildiği görülmüştür. Kombine (AAB + DAB) grubunda ise sadece 8 olguda (%42,1) ilk tedavi ideal düzeydeydi; bu gruptaki hastaların 11'inde (%57,9) ilk cerrahi girişim yetersiz kalmış ve ek cerrahi gereksinimi doğmuştur. DAB ve AAB+DAB kombine hasta grubunda undertreatment eğilimi olduğu görülmüştür. DCIS tanısı almış her hastada lezyonun anatomik kökeni (AAB, DAB ya da DAB+AAB) net şekilde tanımlanmalıdır. Cerrahide seçilecek yöntem bu farklılık gözetilerek planlanmalı, ileri görüntüleme ve biyopsi stratejileri bu sınıflama doğrultusunda şekillendirilmeli ve tekrarlayan cerrahilerin önüne geçilmelidir.