Preeklampsi tanısı alan gebelerde antikoagülan ve aspirin kullanımının maternal ve fetal sonuçlarla ilişkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: SEHER KOYUNCU

Danışman: Arzu Bilge TEKİN

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

AMAÇ: Preeklampsi gebelik komplikasyonlarının başında gelmektedir. Hem annenin hem de bebeğin sağlığını ve hayatını tehdit etmektedir. Preeklampsi için bilinen birçok risk faktörü tanımlanmıştır. Preeklampsi annede kanama bozuklukları, organ yetmezlikleri hatta ölüm gibi olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir. Fetal açıdan preeklampsinin intrauterin büyüme kısıtlılığına yol açabildiği ve fetal kayıplara yol açabildiği bilinmektedir. Preeklampsi etyolojisi net olarak halen bilinmemektedir. Preeklampsi gelişiminden plasentasyon anomalileri sorumlu tutulmaktadır. Plasental bozuklukların dışında preeklampsi nedeniyle iyatrojenik olarak preterm doğumların gerçekleşmesi olumsuz fetal sonuçlara yol açabilmektedir. Preeklampsi için kabul edilen en önemli profilaktik ajan düşük doz aspirindir. Bu çalışmada preeklampsi tanısı almış gebelerin, klinik ve laboratuar verilerinin retrospektif olarak incelenmesi ve antikoagülan ve aspirin kullanımın maternal-fetal sonuçlar ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ YÖNTEM: Sancaktepe Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 1 Ocak 2019 ve 31 Ağustos 2025 tarihleri arasında kadın hastalıkları ve doğum bölümünde doğum yapan, çalışma kriterlerine uygun 300 preeklampsi tanısı almış gebenin antenatal klinik ve laboratuar değerlerinin retrospektif incelenmesi planlandı. Çalışmada yaş, gravida, parite, gebelik haftası, ek hastalık varlığı, hastanede kalış süresi, vital bulguları, bebeğin yoğun bakım ihtiyacı, yoğun bakımda yatmışsa kalış süresi, apgar, fetal anomali varlığı, gebelik sürecinde antikoagülan ve aspirin kullanımı hasta dosyasındaki anamnez bölümünden temin edilmesi planlandı. Hastanın kullandığı antihipertansif ilaçlar ve dozları, ek antihipertansif ilaç ihtiyacının olup olmadığı, laboratuar sonuçları elektronik dosyalardan araştırılacaktır. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 319 hastanın demografik özellikleri incelendiğinde, anne yaşının 18-52 arasında değiştiği, ortalama yaşın 29.4±6.6 yıl olduğu dikkati çekmektedir. Vücut kütle indeksi (VKİ) değerlendirmesinde, ortalama VKİ'nin 31.8±4.9 kg/m² olduğu görülmüştür. Hastaların %63.3'ünde (n=202) herhangi bir kronik hastalık bulunmazken, %36.7'sinde (n=117) en az bir kronik hastalık mevcuttur. En sık görülen kronik hastalıklar sırasıyla hipertansiyon (%19.7, n=63), gestasyonel diyabet (GDM) (%7.5, n=24), tiroid hastalıkları (%5.6, n=18), astım (%1.9, n=6) ve diabetes mellitus (DM) (%1.9, n=6) olarak belirlenmiştir. Doğum şekli dağılımında sezaryen oranının %68.0 (n=217) ile belirgin yüksek olduğu, normal vajinal doğum oranının %32.0 (n=102) olduğu görülmüştür. Hastaneye başvuru ve aspirin kullanımına ilişkin verileri bulunan 42 katılımcı arasında, %31.0'ı (n=13) ilk trimesterde hastaneye başvurmuş, %26.2'si (n=11) ise 16. haftadan önce aspirin kullanmıştır. Astım, DM ve GDM olan olguların yaklaşık üçte ikisinin YDYBÜ'ye ihtiyaç duyduğu, buna karşın tiroit hastalığı ve kronik hastalığı olmayan grubunda YDYBÜ oranlarının daha düşük olduğu görülmektedir. Gebelikte aspirin kullanımı ise YDYBÜ ile anlamlı ilişki göstermiştir (p=0.048). Aspirin kullananların %64.5'inde YDYBÜ gereksinimi gözlenirken, kullanmayanlarda bu oran %44.1'de kalmıştır. SONUÇ: Çalışmadakihasta grubunun büyük çoğunlukta obez olduğunu görülmektedir. Literatürde beklenilenin aksine aspirin kullananların %64.5'inde YDYBÜ gereksinimi gözlenirken, kullanmayanlarda bu oran %44.1'de kalmıştır ve durum istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p=0.048). Ancak çalışmamızda ilk trimester hastaneye başvuru ve aspirin kullanımına ilişkin verileri bulunan 42 katılımcı arasında, %31.0'ı (n=13) ilk trimesterde hastaneye başvurmuş, %26.2'si (n=11) ise 16. haftadan önce aspirin kullanmıştır. Ayrıca yapılan çalışmalar obezitenin aspirin direncinde önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Tüm bu sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda preeklampsi için profilaksi planlanıyorsa literatürde de önerildiği gibi gebeliğin 16.haftasından önce başlanılması gerektiği düşünülmektedir. Preeklampsinin önlenebilmesi için aspirin profilaksisi öncesi aspirin direnci varlığının araştırılmasının bu noktada yardımcı olabileceği ve bu konuda daha çok çalışma yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: preeklampsi, profilaksi, aspirin