Benign prostat hiperplazi(BPH) tanılı hastalarda uygulanan radyofrekans ablasyon tedavisinin prostat volümü ve idrar akış hızlarına etkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, GÜLHANE TIP FAKÜLTESİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2018

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: NAHID YUNUSOV

Danışman: Selahattin BEDİR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Benign Prostat Hiperplazi Tanılı Hastalarda Uygulanan Radyofrekans Ablasyon Tedavisinin Prostat Volümü ve İdrar Akış Hızlarına Etkisi' GİRİŞ ve AMAÇ Benign Prostat Hiperplazisi, bir hastanın yaşam kalitesi üzerine önemli etkiye sahiptir. Özellikle 40 yaş üzerindeki erkek hastalarda alt üriner sistem disfonksiyonları olarak ortaya çıkmaktadır. Bu hastalığın tedavisinde çeşitli medikal ve cerrahi tedavi şekilleri mevcuttur. Bu çalışmada amacımız BPH tedavisinde son zamanlarda popülarite kazanmış Bipolar Radyofrekans Ablasyon Termoterapinin etkinliğini ortaya koymak, tedavi şeklinin prostat volümü ve idrar akış hızları üzerine etkisini araştırmaktır. HASTALAR ve YÖNTEM Benign Prostat Hiperplazi tanısı konulan ve medikal tedaviden fayda görmeyen kasım 2017- haziran 2018 tarihleri arasında Bipolar Radyofrekans (RF) Ablasyon Termoterapi uygulanan 40 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastalar tedavi sonrasında 3 ay süreyle takip edildi. Hastaların tedavi öncesi ve tedavi sonrası 1nci ayda, 3ncü aydaki üriner ultrasonografiyle prostat volümleri, uluslararası prostat semptom skoru (IPSS) değerleri, üroflowmetri parametreleri (tepe akım hızı -Q-max, ortalama akım hızı- Q-average, işeme sonrası mesanede kalan miktar-PVR ) değerlendirildi. BULGULAR Hastaların ortalma yaşı 72.8 idi. Preoperatif prostat spesifik antijen (PSA) değeri ortalama 4.67 ng/dl iken postoperatif ortalama PSA değeri 4.26 ng/dl olarak saptandı. Prostat volümlerinin işlem öncesi ortalama değerinin 53.06 ml, postop 1nci aydaki değerinin 49.03 ml (%7.59 azalma), postop 3ncü aydaki değerinin ise 47.53 ml (%10.4 azalma) olduğu saptandı. İşlem sonrası değerlerde zamanla iyileşme gözlenmesine rağmen, bu değerler arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p=0.53). İşeme sonrası mesanede kalan idrar miktarı (PVR) değeri araştırıldığında preoperatif ortalama değer 148.83 ml iken postoperatif 1nci ay değerin 120.54 ml (%19.0 azalma), postoperatif 3ncü ay değerin 118.37 ml (%20.46 azalma) olduğu saptandı. İşlem öncesi değer ile postoperatif 3ncü aydaki değer arasında istatistiksel anlamlı fark olduğu gözlendi (p=0.005). Tedavinin Q-max değeri üzerine etkisi araştırıldığında işlem öncesi, işlem sonrası 1nci ay ve işlem sonrası 3ncü ay değerleri sırasıyla 11.03 ml/sn, 14.76 ml/sn ( %33.81 artış) ve 16.36 ml/sn (%48.32 artış) olarak saptanmıştır. Q-max değerinin de preoperatif değerlerle postoperatif 3ncü ay değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p=0.005). IPSS değerinin preoperatif ortalaması 21.86, postop 1nci ay değeri 15.60 iken(%28.63 azalma), postop 3ncü aydaki değer 13.30 olarak (%39.15 azalma) saptanmıştır. IPSS değerindeki bu azalma istatistiksel olarak hem preop değerlerle postop 1nci ay, hem de preop değerlerle postop 3ncü ay değerleri arasında anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p=0.05). İşlem yapılan toplam 14 kalıcı üretral kateterli hastadan 5 hasta (%35.7) üretral kateterden kurtulmuş ve katetersiz olarak takip edilmiştir. Tedavinin yan etkileri değerlendirildiğinde hastaların hiçbirinde ciddi bir komplikasyon olmadığı gözlendi. İnkontinans ve üretra darlığı hiçbir hastada gözlenmezken sadece 7 olguda (%17.5) 3ncü gün üretral kateter çekilmesine rağmen geçici olarak akut üriner retansiyon gelişmiş ve bu hastalar ilave 1 hafta üretral kateterizasyon uygulanarak başarılı bir şekilde tedavi edilmiştir. Postop dönemde kateteri çekilen 6 hastada (%15) erken dönemde dizürik şikayetler mevcut olmuş ve birkaç gün içerisinde şikayetleri gerilemiştir. Bunun haricinde hiçbir hastada enfeksiyon veya kanama ile ilgili komplikasyon da gözlenmemiştir. SONUÇ Sonuç olarak bakıldığında bipolar radyofrekans termoterapi düşük yan etki profili ve yüksek etkinliği ile özellikle yüksek cerrahi riski olan hastalarda cerrahi girişimlere alternatif olarak kullanılabilecek etkili bir tedavi metodudur. İşlemin sondalı hastalarda da etkili olduğu mevcut bulgular ışığında söylenebilir. Bu tedavi yönteminin uzun dönem etkinliğinin ortaya konulması için daha fazla çalışmalara ihtiyaç vardır Anahtar kelimeler: Benign prostat hiperplazisi, radyofrekans ablasyon termoterapi, idrar akış hızı, işeme sonrası mesanede kalan idrar miktarı(PVR), uluslararası prostat semptom skoru (IPSS