Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 40 yaş ve üzeri bireylerde sarkopeni riski ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL HAYDARPAŞA NUMUNE SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: İREM ŞENOYMAK

Danışman: Memet Taşkın EGİCİ

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Sarkopeni kas gücü ve fonksiyonlarında kayıp ile seyreden, önemli ve önlenebilir bir sağlık sorunudur. Bu çalışmanın amacı bireylerde dördüncü dekadla birlikte arttığı bilinen kas gücü kaybı, olası sarkopeni ile kişilerin beslenme durumları, sosyodemografik özellikleri, laboratuvar bulguları ve komorbiditelerin ilişkisini değerlendirmek ve koruyucu hekimlik alanında farkındalığı arttırmaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı olarak tasarlanmış bu çalışmaya 29.09.2022 ile 30.11.2022 tarihleri arasında, İstanbul SBÜ Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuran, 40 yaş ve üzeri 213 kişi dahil edildi. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri yüz yüze kişisel bilgi formu doldurularak; laboratuvar değerleri sağlık bilgi sistemlerindeki veriler taranarak kaydedildi. Katılımcıların kas gücü ölçümleri için el kavrama dinamometresi, kas kütlesi ölçümü için antropometrik ölçümler; beslenme durumlarının belirlenmesinde ise MNA değerlendirmesi kullanıldı. Bireylerin sarkopeni riskleri EWGSOP2 algoritmasına göre belirlendi. Bulgular: Çalışmaya 125'i kadın (%58,7) olmak üzere toplam 213 katılımcı dahil edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 60,42 ± 10,54 yıldı. Çalışmamızda katılımcıların %15,5'inde (n=33) sarkopeni riski; %5,6'sında (n=12) kesin sarkopeni ve %15,5'inde malnütrisyon riski saptandı. Bireylerin medeni durumları ve cinsiyetleri ile sarkopeni riskleri arasında ilişki saptanmazken; yaş arttıkça sarkopeni riskinin arttığı (p<0.001) ve bireylerin kas gücü ile yaşları arasında negatif korelasyon olduğu tespit edildi (r=-0,339, p<0,001). Sarkopeni riski altındaki katılımcılarda DM, KBH ve KVH/ASKH tanıları diğer katılımcılara göre daha yüksek (p=0,02; 0,015; <0,001) bulunurken; bu grupta hemoglobin değeri daha düşük (p=0,011), HbA1c değeri anlamlı olarak daha yüksek (p=0,031) saptandı. Sarkopeni riski olan bireylerde statin ve insülin grubu ilaç kullanımı daha yüksek bulundu (p<0,001, <0,001). Çalışmamızda sarkopeni riski olan ve olmayan hastaların nütrisyonel durumları arasında anlamlı istatistiksel fark tespit edilmedi (p=0,323); ancak katılımcıların handgrip gücü ile MNA puanları arasında pozitif yönlü korelasyon tespit edildi (r=0,301, p<0,001). Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda sarkopeni riski olan ve olmayan hastaların nütrisyonel durumları arasında fark saptanmadı ancak bireylerin MNA puanları ile kas güçleri arasında anlamlı pozitif korelasyon bulundu. Eğitim ve gelir düzeyi arttıkça katılımcıların MNA puanlarının ve kas güçlerinin arttığı görüldü. Cinsiyet, evdeki nüfus ile sarkopeni riski arasında ilişki saptanmazken sigara kullanımı ile kas gücü arasında ilişki saptandı. DM, KBH, ASKH/KVH tanılarından birine sahip olmanın artmış sarkopeni riskiyle ilişkisi saptandı. Çalışmamızda en sık tespit edilen kronik hastalık hipertansiyon olmakla birlikte; hipertansiyon ile sarkopeni riski arasında ilişki saptanmadı. Sarkopeni riski olan bireylerin diğer gruba göre hemoglobin değerleri daha düşük; HbA1c değerleri ise anlamlı olarak daha yüksekti. Diğer laboratuvar parametreleri ile sarkopeni riski arasında ilişki saptanmadı. Yaşam kalitesini düşüren, morbidite ve mortaliteyi arttıran malnütrisyonun ve sarkopeninin erken dönemde tanı alabilmesi için tarama testleri ile bireylerin düzenli aralıklar ile taranması gerekmektedir. Bu taramalar tüm toplumun başvurduğu birinci basamak sağlık kuruluşlarında pratik bir biçimde uygulanabilir. Birinci basamak sağlık hizmeti veren aile hekimlerinin sarkopeni ve malnütrisyon riskleri açısından dezavantajlı grupları bilmesi; uygun tarama, tespit ve takiplerini yapması geri dönüşsüz hasarlar oluşmadan morbidite ve mortalitenin önlenmesinde etkili olacaktır.