Hipofraksiyone ve konvansiyonel radyoterapi protokollerinin kanser hastalarında anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL BAŞAKŞEHİR ÇAM VE SAKURA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: SEDANUR SEİR
Danışman: Şimay GÜROCAK
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Bu çalışmada hipofraksiyone ve konvansiyonel radyoterapi uygulanan kanser hastalarında tedavi sürecinin anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniği'nde Nisan 2025 – Aralık 2025 tarihleri arasında meme ve prostat kanseri tanısı ile radyoterapi uygulanan toplam 106 hasta dahil edildi. Hastalara radyoterapinin ilk ve son günü Hasta Anksiyete Depresyon Ölçeği (HADS) ve EORTC Yaşam Kalitesi Formu (EORTC QLQ-C30) uygulandı. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Tedavi öncesi ve sonrası değerlendirmelerde Hasta Anksiyete Depresyon Ölçeği Anksiyete (HADS-A), Hasta Anksiyete Depresyon Ölçeği Anksiyete Depresyon (HADS-D) alt ölçekleri ve genel yaşam kalitesi skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik saptanmadı. Hipofraksiyone ve konvansiyonel gruplar arasında da bu parametreler açısından anlamlı fark bulunmadı. Meme kanseri hastalarında rol fonksiyon, prostat kanseri hastalarında ise sosyal fonksiyon skorlarında anlamlı azalma gözlendi. Yaş ile anksiyete skorundaki değişim arasında negatif yönde zayıf bir ilişki saptanırken, diğer sosyodemografik ve klinik değişkenler ile psikolojik skor değişimleri arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Sonuç: Radyoterapi sürecinde anksiyete, depresyon ve genel yaşam kalitesinde anlamlı bir değişiklik saptanmamış olup, fraksiyon sayısının psikolojik durum üzerinde belirleyici olmadığı görülmüştür. Psikolojik yanıtın bireysel ve çok faktörlü olduğu göz önünde bulundurularak, özellikle risk altındaki hasta gruplarında erken dönemde psikososyal destek sağlanması ve hastaların bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi önerilmektedir.