Besin alerjisi tanılı çocukların tolerasyon zamanları ile klinik, laboratuvar, demografik özellikleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ÜMRANİYE SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: GAMZE ÜNAL
Danışman: Mehmet Yaşar ÖZKARS
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş ve Amaç: Ters gıda reaksiyonları, bir gıdanın tüketimi sonrası ortaya çıkan ve immün aracılı veya immün aracılı olmayan mekanizmalarla gelişen olumsuz tepkilerdir. En sık süt, yumurta, kuruyemiş (yer fıstığı, ceviz, fındık), balık ve deniz ürünleri kaynaklı alerjiler görülür; ancak her gıda alerjiye neden olabilir. Besin alerjileri çocuklarda, özellikle yaşamın ilk 1–2 yılında daha yaygın olup yaş ilerledikçe çoğu vakada doğal tolerans gelişir. Çalışmamızın amacı, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Polikliniği'ne başvuran besin alerjisi tanılı çocukların yaş, cinsiyet, başvuru semptomları ve laboratuvar/alerji testi bulgularını bir arada inceleyerek, bu parametrelerin alerjene karşı tolerans kazanım zamanıyla ilişkisini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: 01.01.2023–30.06.2023 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye EAH Çocuk İmmünoloji ve Alerji Polikliniği'ne başvuran, kronik hastalığı olmayan ve besin alerjisi tanısı almış 0–18 yaş arası 433 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik bilgileri, başvuru semptomları ve zamanı, tam kanda eozinofil yüzdesi, total IgE, serum spesifik IgE düzeyleri ile deri prick test sonuçları değerlendirildi. Poliklinik takibinde, alerjeni semptomsuz tüketebilen tolerans geliştiren hastalar "tolerans kazanmış"; hala en az bir elimine diyet uygulayanlar ise "tolerans geliştirmemiş" olarak sınıflandı. Tolerans kazanımı yaş gruplarına göre kategorize edildi. Çalışmamız tek merkezli, retrospektif ve kesitseldir. Bulgular: 2 ile 13 yaş çocuklardan oluşan çalışma örnekleminin yaş ortalaması 3,88±1,26 olarak hesaplandı. Katılımcıların 246'sı (%56,8) erkek iken 187'si (%43,2) kızlardan oluşmaktaydı. Şikâyetlerin başlama süresi 1 ila 120 ay arasında değişmekte olup ortalama başlama yaşı 8,8±10,04 ay olarak görüldü. En sık gözlenen semptomlar sırasıyla %61,7(n=267) ile ürtiker, %32,8(n=142) ile gastrointestinal sistem (GİS) semptomlar ve %22,6 (n=98) ile atopik dermatit olarak saptandı. Besin toleransı saptanan çocukların %60,1'i (n=239) 0 ile 1 yaş arasındaydı. 1 veya 2 yaşında besin toleransı görülen çocukların oranı %29,4 (n=117) iken, diğer yaş gruplarında besin toleransı görülme sıklıkları %0,3 ile %7,3 arasında değişen oranlarda görülmüştü. Besin toleransı olmayanlarda en sık görülen yiyecek türü %34,3(n=12) ile kuruyemiş olmuştu. Yumurta ve kuruyemiş %22,9 (n=8); yumurta tek başına %20 (n=7); süt tek başına %11,4 (n=4); süt ve kuruyemiş %8,6 (n=3) ve süt, kuruyemiş ve yumurta %2,9 (n=1) oranına sahipti. Besin toleransı olmayanların yaş ortalaması 3,96±2,34 olarak görüldü. Besin toleransı gelişmeyen grupta semptom başlama zamanı ve total IgE düzeyleri, tolerans kazananlara göre anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla p = 0,011 ve p < 0,001). Tanı anındaki ve takipteki son ölçümlerdeki spesifik IgE pozitiflik oranları tolerans kazanım durumuna göre yumurta sIgE'si başlangıçta (p < 0,001) ve takipte (p = 0,012), süt sIgE'si başlangıçta (p < 0,001) ve takipte (p = 0,001), keçi sütü sIgE'si başlangıçta (p = 0,018), yer fıstığı sIgE'si (p < 0,001), fındık sIgE'si (p < 0,001) ve ceviz sIgE'si (p < 0,001) tolerans gelişmeyen grupta anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. DPT pozitiflik oranları da benzer şekilde; yumurta beyazında %68,4 (n=13), yumurta sarısında %61,1 (n=11), sütte %57,9 (n=11) ve fındıkta %66,7 (n=4) olarak tolerans gelişmeyen hastalarda anlamlı derecede yüksekti. Tolerans gelişen olgularda tanı ve son takip ölçümleri arasında spesifik IgE düzeyleri karşılaştırıldığında, yalnızca yumurta sIgE'sinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş kaydedilmiştir (p < 0,001). Besin toleransı gelişmeyen grupta aynı Wilcoxon analizi tekrarlandığında, yalnızca yumurta (p=0,014) ve süt (p=0,002) spesifik IgE düzeylerinde tanı anındaki ve son ölçümleri arasında anlamlı azalma saptanmıştır. Anafilaksi öyküsü olanlarda besin toleransı %33,3 (n=4) iken olmayanlarda %93,6 (n=394) olarak bulunmuştur. Anafilaksi geçirmeyen grupta toleransın %90,4 (n=356) oranında 0–2 yaş aralığında görüldüğü; anafilaksi geçiren ve tolerans geliştiren hastaların ise %75'inin(n=3) 3-4 yaş arasında olduğu görüldü. Besin toleransı 0 ile 1 yaş aralığında görülen kişilerde Total IgE değerleri, besin toleransı 5 yaşından sonra görülen kişiler haricinde kalan diğer yaş gruplarına göre anlamlı olarak düşüktür. Katılımcıların %33,3'üne (n=144) provokasyon testi uygulanmış ve bunların %35,4'ünde (n=51) çoklu provokasyon testi yapılmıştır. Son poliklinik kontrollerinde ise besin alerjili çocuklarda alerjik rinit prevalansı %22,6 ve astım prevalansı %9,7 olarak belirlenmiştir. Sonuç: Bu çalışma, 01.01.2023–30.06.2023 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye EAH Çocuk İmmünoloji ve Alerji Polikliniği'ne başvuran, besin alerjisi tanısı almış 0–18 yaş arası 433 çocuğun klinik, laboratuvar ve demografik verilerinin değerlendirilmesiyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 3,88±1,26 yıl olup başvuru semptomları arasında en sık ürtiker (%61,7) izlenmiş, bunu gastrointestinal bulgular ve atopik dermatit takip etmiştir. Olguların %91,9'unda besin toleransı geliştiği saptanmış ve bu toleransın çoğunlukla yaşamın ilk iki yılında ortaya çıktığı belirlenmiştir. Tolerans gelişmeyen hastalarda ise semptomların daha geç başladığı ve total IgE düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Spesifik IgE düzeylerinin tanı ve takipte yüksek seyretmesi, özellikle tolerans kazanmayan grupta belirgin olup bu parametrenin prognozu öngörmede potansiyel bir biyobelirteç olarak önem taşıyabileceğini göstermektedir. DPT pozitifliği de tolerans gelişmeyen grupta anlamlı olarak daha yüksektir. Ayrıca, anafilaksi öyküsü bulunan hastalarda yalnızca tolerans gelişme oranı azalmamış, aynı zamanda toleransın kazanıldığı yaşın da daha ileri dönemlere kaydığı gözlenmiştir. Provokasyon testi uygulanan hastaların üçte birinde test yapılmış olup, bu testlerin büyük bir kısmı tolerans değerlendirme amacıyla kullanılmıştır. Bu durum, provokasyon testlerinin zamanlaması ve planlamasının klinik kararlarda ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, erken tanı ile birlikte total ve spesifik IgE düzeylerinin düzenli olarak izlenmesi besin toleransı kazanım sürecinin yönetiminde kritik rol oynamaktadır. Anahtar kelimeler: Besin Alerjisi, Spesifik IgE, Tolerasyon, Provakasyon Testi