Ailevi Akdeniz Ateşi olan hastalarda diyet ile hastalık şiddeti ve kolşisin direnci arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: BEYZA NUR YAKIŞIKLI ARSLAN

Danışman: Ahmet OMMA

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Ailevi Akdeniz Atesi (AAA) tekrarlayan ateş ile beraber periton, sinovya, plevra ve perikard tutulumu yapan serozal inflamasyon atakları ile karakterize, 6-72 saat arası süren ve kendiliğinden gerileyen, otozomal resesif geçişli otoinflamatuar bir hastalıktır. AAA esas olarak Akdeniz kökenli bireylerde görülür. MEFV gen mutasyonu sorumludur. AAA hastalığın tanısı klinik bulgulara, aile öyküsüne, laboratuvar testlerine, tedaviye yanıta ve diğer periyodik ateş sendromlarının dışlanmasına dayanır. AAA'nın başlıca komplikasyonu renal amiloidoz gelişmesidir. Hastalığın tedavisinin temeli, kolşisindir. Düzenli ve en az 6 ay boyunca maksimum dozda kolşisin kullanımına rağmen atakların devam etmesi veya sürekli olarak artmış akut faz belirteçlerinin görülmesi kolşisin dirençli olarak tanımlanmaktadır. AAA hastalığının hayat boyu yönetiminde geniş kabul gören görüş hastalık şiddet derecesine göre sınıflandırılarak takibidir. Bunun için birçok skorlama sistemi geliştirilmiştir ve henüz fikir birliği yoktur. 2016'da yapılan çalışma ile Uluslararası Şiddet Skorlama Sistemi (ISSF) yayınlandı. AAA'nın fenotipik varyasyonu ve şiddeti esas olarak MEFV genotipleri tarafından belirlenir ancak ataklar, diyet, mevsimler, intestinal mikrobiyata, enfeksiyon, stres, mens dönemi gibi faktörlerden tetiklenebilir. Mikrobiyota diyetten doğrudan etkilendiğinden, AAA'nın kontrolünde diyetin temel rolü artan desteğe ulaşmaktır. AAA, kronik inflamasyon ile ilişkilidir ve diyet bileşenlerinin inflamasyona etki ettiği bilinmektedir. Diyet İnflamatuar İndeksi (DII), diyetin inflamatuar potansiyelini ölçmek için geliştirilmiştir. Yüksek DII skoru proinflamatuar durumla ilişkiliyken düşük DII skoru antiinflamatuar durumla ilişkilidir. Diyet, asit-baz dengesinin sürdürülmesinde de kritik bir rol oynar. Diyetteki besinlerin asit yükünü tahmin etmek için net asit üretimi (NEAP) indeksi ve Potansiyel renal asit yükü (PRAL) kullanılır. NEAP ve PRAL değerlerinin yüksek olması, asidik yükün arttığını gösterirken, düşük olması alkali yükün arttığına işaret eder. Akdeniz çevresinde yaşayan toplumların benimsediği bir başka beslenme modeli olan Akdeniz diyeti araştırmalar sonucunda kardiyovasküler, metabolik ve zihinsel hastalıklara karşı olumlu etkileri olduğunu göstermektedir ve son araştırmalar, Akdeniz diyetine uyumu değerlendirmek için sık kullanılan skorlama sistemlerinden biri olarak KIDMED anketinin öne çıktığını göstermektedir. Çalışmamızda diyet inflamatuar indeksi, diyet asit yükü hesaplanarak ve KIDMED anketi sorgulanarak diyet ile hastalık şiddeti ve kolşisin direnci arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmamıza Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Romatoloji Kliniğinde takipli olan, AAA tanısı almış 153 hasta ve Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Romatoloji ya da İç Hastalıkları polikliniğine herhangi bir sebeple başvuran kronik hastalık tanısı olmayan 105 gönüllü kontrol grubu dahil edildi. AAA hastaları kolşisin direnç varlığına göre gruplandırıldı. AAA hastalarının rutin kontrollerinde hemogram, biyokimya ve inflamatuar belirteçleri, tam idrar tetkikine ve kontrol grubunun son üç ay içinde varsa yapılmış tetkiklerinin sonuçlarına bakıldı. Katılımcıların boy ve kilo ölçümü yapıldı BMI'sı hesaplandı. AAA hastalarının ISSF skoru ile hastalık şiddeti belirlendi. AAA tanısı almış hastalara ve sağlıklı gönüllülere besin tüketim sıklığı anketi ve Akdeniz diyetine uyum anketi (KIDMED) uygulandı. Besin tüketim sıklığı anketinden çalışmada yer alan diyetisyen tarafından BEBİS (Bilgisayar destekli beslenme programı) programı ile diyet inflamatuar indeksi ve diyet asit yükü (PRAL ve NEAP) hesaplandı. Analizler SPSS 22 paket programında değerlendirilmiştir. Çalışmamız kesitsel prospektif bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Ailevi akdeniz ateşi hasta grubunda bulunanların %41,8'i erkek ve %58,2'si kadın; kontrol grubunda bulunanların %38,1'i erkek ve %61,9'u kadındır. Hasta grubunda bulunanların yaş ortalaması 31,99±10,88, kontrol grubunda bulunanların yaş ortalaması ise 29,56±7,10'dır. Hasta ve kontrol grubu arasında kilo, boy ve BMI'sı eşleşiyordu. Hastalarımızın şikayetlerinin başladığı yaş ortalaması 12,14±9,63 olarak ve tanı yaşı ise 19,86±11,67 olarak görülmüştür. Hastaların %5,1'inin AAA mutasyonu negatif iken %36,4'ünün homozigot (en sık M694V, M680I, E148Q) %24,6'sının heterozigot (en sık M694V, V726A, M680I, E148Q, A744S) ve %33,9'unun birleşik heterozigottur (en sık; M694V/E148Q, M694V/V726A, M694V/M680I, M694V/R761H, M680I/V726A). ISSF'ye göre %9,2'si hafif, %79,7'si orta ve %11,1'i ise şiddetli hastalık görüldü. 153 hastanın 58'i kolşisin dirençli (%37,9'u) ve 15'i kolşisin intolerandır (%9,8'i). Hastalarımızın %12,4'ünde sakroileit ve %3,3'ünde ise amiloidoz görülmüştür. Kontrol grubu ile hasta grubu arasında DII, PRAL ve NEAP değeri açısından anlamlı farklılık görülmemiştir. Kolşisin direnci olanlar ve olmayanlar arasında da anlamlı farklılık görülmedi. Hastalarımızın DII değeri ile BMI arasında negatif yönde anlamlı bir korelasyon görülmüştür. Hasta grubunun idrar pH değeri kontrol grubundan anlamlı şekilde düşük olduğu görülmüştür. Dİİ, PRAL ve NEAP sonuçları ile idrar pH arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Hasta grubunda idrar pH ile ESH ve SAA arasında negatif bir yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. Kolşisin direnci olan hastaların idrar pH değeri kolşisin direnci olmayan hastalara göre anlamlı bir şekilde düşük gözlemlenmiştir. Hasta grubunda bulunanların KIDMED değeri kontrol grubunda bulunanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Hasta grubunda bulunanların ESH ve CRP değeri kontrol grubundakilere göre anlamlı şekilde yüksek; Hgb değeri ise anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda AAA hastalarının kontrol grubuna göre, kolşisin direnci olan hastaların olmayan hastalara göre DII, PRAL ve NEAP değerlerinin daha yüksek olması bekleniyordu ancak hasta grubu ile kontrol grubu arasında DII, PRAL ve NEAP açısından anlamlı farklılık yoktu. Kolşisin direnci olan hastalar ile olmayan hastalar arasında da DII, PRAL ve NEAP açısından anlamlı farklılık yoktu. İdrar pH'ı vücuttaki asit yükünü belirtmesinden dolayı bu gruplar arasında idrar pH'ı değerlendirildi ve beklenildiği gibi AAA hastalarının kontrol grubuna göre, kolşisin direnci olanların olmayanlara göre idrar pH'ı daha düşük bulunup daha asidik olduğu görülmüştür. KIDMED anketi ile değerlendirilen Akdeniz diyetine uyumları, hasta grubunda bulunanların kontrol grubunda bulunanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu ve daha çok Akdeniz diyeti ile beslendikleri görüldü. Bu sonuçlar besin tüketim sıklığı anketinin bireyselliğe dayandığı düşünülerek daha standardize edilmesi, KIDMED anketinin diğer inflamatuar hastalıklarda da değerlendirilmesi, genetik baskınlığın vurgulanması, çok merkezli ve daha geniş hasta serileri olan prospektif çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Ailevi Akdeniz Ateşi, kolşisin direnci, diyet inflamatuar indeksi, diyet asit yükü