Ovaryan seröz karsinomlarda immünohistokimyasal yöntemle mtor ekspresyonunun değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANTALYA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: AYŞEN KILIÇASLAN

Danışman: Hülya TOSUN YILDIRIM

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Kanser Genom Atlası verilerine göre ovaryan karsinomlu vakaların yaklaşık %60'ında fosfoinositol 3 kinaz (PI3K) / protein kinaz B (AKT) / rapamisin protein kompleksinin memeli hedefi (mTOR) 'nin aşırı aktivasyonu mevcuttur. Bu durum çoğunlukla ileri evre hastalık ve kötü prognoz ile ilişkilidir. mTOR hücre büyümesi, hücre metabolizması için gerekli proteinlerin mRNA translasyonu, G1-S fazı geçişi ve anjiogenezin düzenlenmesinde önemli rol oynayan hücre içi bir serin/ treonin protein kinazdır. Bu çalışmada, yüksek dereceli seröz epitelyal over tümörlerinde immünohistokimyasal yöntemle mTOR ekspresyonunun düzeyini araştırmak; bu belirteçlerin klinikopatolojik parametrelerle ilişkisini sorgulamak, farklı klinikopatolojik özelliklerdeki olgu gruplarında mTOR ekspresyonlarını karşılaştırmak; elde edilecek sonuçlarla literatür ışığında tartışmak amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda Sağlık Bilimleri Üniversitesi Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Kliniği'nde Ocak 2013- Haziran 2021 tarihleri arasında primer yüksek dereceli seröz ovaryan karsinom tanısı alan 80 adet olguda immünohistokimyasal yöntemle mTOR ekspresyonu düzeyi araştırıldı. Gruplar arasındaki karşılaştırma analizlerinde Mann withney u ve ki-kare testleri kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların ortalama tümör boyutu 6,8±4,6 cm olup %72,5'i bilateral yerleşimli ve %52,5'inin kapsül bütünlüğünün korunduğu gözlenmiştir. Hastaların %85'inde lenfovasküler invazyon %41,3'ünde ise perinöral invazyon saptanmıştır. Vakaların %50'si %76-100 arası boyanmıştır, %27,5'i %51-75 arası ve %10'u %26-50 arası boyanmıştır. Boyanma şiddetlerine göre vakaların dağılımı %32,5'i şiddetli, %36,3'ü (n=29) orta kuvvetli ve %25'i hafif şiddettedir. Vakalara ait boyanma yüzdesi ve boyanma şiddetinin çarpımı ile oluşturulan final mTOR skoru ortalaması 6,8±4 ortanca değeri ise 8 (0-12) bulunmuştur. Cutt-off değer 3 kabul edilerek vakalar gruplandırıldığında ≤3'da olanların (mTOR negatif) %30 olduğu gözlenmiştir. Vakaların %70'inin ise mTOR pozitif (final skor >3) olduğu dikkat çekmiştir. Bu çalışmada mTOR boyanma düzeyleri ile yaş (p=0,113), tümör boyutu (p=0,633), kapsül bütünlüğü (p=0,143), x lateralite (p=0,576), lenfovasküler invazyon (p=0,608) ve perinöral invazyon (p=0,299) arasında ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Yüksek dereceli seröz over karsinomu kaynaklandığı yer ve farklı onkojenik mekanizmaları nedeniyle oldukça heterojen bir hastalık grubudur. Pİ3K/ AKT/mTOR sinyal yolunun ana bileşenlerindeki düzensizlikler over karsinomu gelişiminde önemli rol oynar ve bu da bu bileşenleri önemli bir terapötik hedef haline getirir. Bu özel sinyalleşme yolundaki yüksek düzeydeki karmaşıklık mTOR bileşenlerinin doku ve hücreye özgü bir şekilde inhibisyonunu ve ekspresyonunu vurgulamaktadır. Bu nedenle yüksek dereceli seröz karsinomlarda patogenezi daha iyi anlayabilmek, bu proteinlerin birbiri ile ilişkisini ortaya koymak ve klinik yansımaları değerlendirebilmek için daha fazla moleküler ve immünohistokimyasal çalışmaya ihtiyaç vardır. mTOR inhibitörleri yüksek dereceli seröz over karsinomlarının tedavisinde alternatif seçenek olabilir. Anahtar kelimeler: Over karsinomu, yüksek dereceli seröz over karsinomu, mTOR, mTOR inhibisyonu