Diyabetik nefropati saptanan hastalarda tiroid hastalıklarının değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: FATMA ÖZTÜRK
Danışman: Narin NASIROĞLU İMGA
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş: Diabetes mellitus, dünya genelinde kronik böbrek hastalığının önde gelen nedenlerinden biridir. Diyabetik böbrek hastalığı, diyabet hastalarında görülen klinik bir tablodur. Diabetes mellitus' un yanı sıra, tiroid hastalığı da endokrin pratiğinde sıkça görülen bir patolojidir. İnsülin direnci, tiroid hormon bozukluğu ve tiroid nodülü gelişimi arasında da bağlantı gösterilmiştir. Ancak, Tip 2 Diyabetes mellitus ile tiroid nodülü arasındaki ilişkiye dair kanıtlar sınırlıdır. Bu çalışmada, Diabetes mellitusa bağlı böbrek hastalığı gelişen hastalarda tiroid fonksiyon testlerindeki değişimini ve tiroid nodülü özelliklerinin sağlıklı bir kontrol grubuna göre değişkenliğini araştırması planlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif olarak tasarlanmış olup 2019-2024 yılı aralığında Endokrinoloji ve metabolizma polikliniğine başvuran herhangi bir sebeple tiroid ultrasonografi yapılan hastalar tarandı. Hasta grubu diyabetik nefropati saptanan 277 hasta çalışmaya alındı. Herhangi bir sebeple tiroid USG yapılan ve Diabetes mellitus saptanmayan 241 kişi kontrol grubu olarak alındı. Hastalara ait tıbbi bilgilere hastane bilgi işlem veri tabanından ulaşıldı. Çalışmamızın birincil sonlanım noktası diyabetik böbrek hastalığı saptanan hasta grubu ve kontrol grubu arasındaki tiroid fonksiyon testleri ve tiroid nodül özellikleri arasında farkı saptamaktır. İkincil sonlanım hasta grubu arasındaki glomeruler filtrasyon hızı (GFR) ve proteinüri düzeyinin tiroid fonksiyon testleri ve tiroid nodül özellikleri üzerine etkisini saptamaktır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 518 olgunun %46.5 kontrol grubunda iken %53.5 hasta grubundaydı. Tiroid fonksiyon testleri incelendiğinde çalışmamızda diyabetik böbrek hastalığında kontrol grubuna göre serbest tiriiyodotironin (sT3) düzeyin düşük, serbest tetraiyodotironin (sT4) düzeyini yüksek, tiroid uyarıcı hormon (TSH) normal olarak saptadık. Hastalarda kontrol grubuna göre hipotiroidi oranı yüksek saptandı (p=0.002). Makroalbuminürisi olan grupta albuminürisi olmayan gruba göre hipotiroidi (p=0.02) ve levotiroksin kullanımı ise daha düşüktü (p=0.03). Hasta grubu ile kontrol grubu arasında total nodül sayısı (p=0.67), total tiroid volümü (p=0.87) arasında anlamlı farklılık saptanmazken, hasta grubunda GFR ile total tiroid hacmi arasında negatif korelasyon saptandı (p=0.01). Hasta grubu ile kontrol grubu arasında total nodül sayısı, nodül natürü açısından anlamlı farklılık saptanmadı. Hasta grubunda düzensiz sınırlı nodül sayısı (p=0.04) ve varlığı (p=0.03) daha düşüktü. Hipoekojen nodül sayısı makroalbuminüri olan grupta diğer iki gruba göre daha yüksekti (p=0.02). Patoloji sonucunda Bethesda VI sınıfında olan hasta sayısı albuminürik grupta albüminüri saptanmayan gruba göre daha fazlaydı. Tüm olgularda tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi (TİAB) sonuçları incelendiğinde Bethesda VI kategorisindeki patoloji sonucu hasta grubunda yoğunluktaydı(p=0.008). Sonuç: Diyabetik böbrek hastalığının, tiroid fonksiyonları üzerinde çeşitli mekanizmalarla etkili olduğunu ve tiroid hastalıklarının sıklığını arttırdığını düşünmekteyiz. Diyabetik böbrek hastalığında tiroid hiperplazisi ve kronik inflamatuar süreçle tiroid malignite riskini artırdığını düşünüyoruz. Albuminüri saptanan grupta da TİAB'ı Bethesda VI saptanan hastanın fazla olması kronik böbrek hasarının tiroid üzerine negatif etkisini destekliyordu. Diyabetik böbrek hastalığının nodül özelliklerine etkisi tam olarak aydınlatılamamış olup malignite potansiyelinin arttırmaktadır. Diyabetik böbrek hastalığı ile takip edilen hastalarda tiroit fonksiyon testlerinin ve tiroid ultrasonografi görüntülemesinin daha yakın takibi önerilir.