Düşük over rezervi nedeni ile In Vitro fertilizasyon (IVF) yapılan hastalarda Zona pellusida kalınlığının yaşa bağlı değişimi ve IVF sonuçlarına etkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ZEYNEP KAMİL KADIN VE ÇOCUK HASTALIKLARI SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ELİF YELDA BAYAR

Danışman: Belgin DEVRANOĞLU

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Bu çalışmada, in vitro fertilizasyon (IVF) ve intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) uygulanan 35 yaş altı ve 35 yaş üstü kadınlarda zona pellusida (ZP) kalınlığının karşılaştırılması, yaşa bağlı değişimin belirlenmesi ve bu farklılığın fertilizasyon ve gebelik sonuçlarına etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: 2024–2025 yılları arasında SBÜ Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülen bu prospektif gözlemsel çalışmaya, düşük over rezervi tanısı almış ve ICSI uygulanan 21–46 yaş aralığındaki 255 kadın dahil edildi. Katılımcılar 35 yaş altı (n=117) ve 35 yaş üstü (n=138) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Oositlerin ZP kalınlığı mikroskop altında üç farklı noktadan ölçüldü. Fertilizasyon oranı, blastosist gelişimi, beta-hCG düzeyleri, klinik gebelik ve abortus oranları kaydedildi. Veriler SPSS 25.0 ile analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 35,5±5,4 yıl idi. 35 yaş altı grupta beta-hCG pozitifliği (%31,4) 35 yaş üstüne (%14,7) kıyasla anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,007). İnfertilite süresi, folikül sayısı, toplanan oosit ve metafaz II oosit sayıları genç grupta ileri yaş grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p 0,05). Sonuç: Zona pellusida kalınlığı, yaş grupları arasında anlamlı farklılık göstermemekle birlikte, genç kadınlarda fertilizasyon başarısı ve gebelik oranları daha yüksek bulunmuştur. IVF sonuçlarını öngörmede yaşın ve over rezervinin belirleyici rolü devam etmektedir. Bu bulgular, ileri yaş grubunda tedavi planlamasında kişiselleştirilmiş yaklaşımların önemini vurgulamaktadır.