Olası/kesin COVID-19 olgularında tat ve koku bozukluklarının klinik önemi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL HASEKİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: RANA SELEN TEMÜR

Danışman: Özgür SÖĞÜT

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Koronavirüs Hastalığı 2019 (COVID-19)'un klasik semptomları arasında ateş, öksürük ve nefes darlığı gibi semptomlar görülmektedir. Bununla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonu semptomlarından; baş ağrısı, yaygın vücut ve kas ağrıları, yorgunluk, ishal, koku ve tat kaybıyla da sık karşılaşılmaktadır. Özellikle tat ve koku kaybı gibi bazı semptomlar diğer viral hastalıklara göre COVID-19 hastalığında daha ön plana çıkmaktadır. Ancak bunun hastalığa özgü patognomonik bir semptom olup olmadığı belirsizdir. Bu çalışmada, olası/kesin COVID-19 olgularında tat ve koku kaybı gibi erken sinonazal belirtilerin klinik özelliklerinin ve prevalansının belirlenmesi amaçlandı. Ayrıca, tat ve koku değişiklerinin hastalığın şiddeti ve prognoz ile ilişkisinin ortaya konması amaçlandı. Gereç ve Yöntem Ülkemizde ilk COVID-19 vakasının görüldüğü 11 Mart 2020 tarihinden itibaren 31 Mayıs 2020 tarihine kadar planlanan bu tek merkezli, retrospektif, tanımlayıcı, kesitsel, klinik gözlemsel çalışma Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği'nde gerçekleştirildi. Çalışmaya, hastanemiz Acil Tıp Kliniği'ne 11.03.2020 ile 31.05.2020 tarihleri arasında, Sağlık Bakanlığının yayınladığı tanı kriterlerine göre olası COVID-19 bulguları ile başvuran hastalar ile tanısı moleküler yöntemlerle doğrulanan ve acil servisten ayaktan taburcu edilen veya hastaneye yatırılarak takip edilen 18 yaş üstü erişkin hastalar dahil edildi. Bu vakaların önceden oluşturulan vaka veri formuna; yaş, cinsiyet gibi demografik bilgiler, başvuru semptomları, eşlik eden hastalıklar, vital bulgular, 12 klinik, radyolojik ve laboratuvar verileri kaydedildi. Verilerin toplanmasından sonra hastalar koku ve tat değişiklikleri olan (grup I) ve olmayan olası/kesin COVID-19 olguları (grup II) şeklinde iki gruba ayrıldı. Gruplar arasında demografik veriler, komorbidite, sürüntü testi sonuçları, göğüs bilgisayarlı tomografi (BT) ve laboratuvar bulguları, hastalığın şiddeti, klinik sonlanım (sağkalım, mortalite) ve ayaktan ya da hastaneye yatırılark tedavi açısından karşılaştırma yapıldı. Bulgular Grup I'deki hastaların 69'u (%46) erkek ve 81'i (%54) kadındı, 18-29 ve 30- 39 yaş aralığındaki hasta sayısı 93 (%62) ile yüksek saptandı. Grup II'deki hastaların 78'i (%52) erkek ve 72'si (%48) kadındı, 40-49 ve 50-59 yaş aralığındaki hasta sayısı 81 (%54) ile yüksek saptandı. İki grup arasında cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Grupların yaş aralığında ise istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,001). Grup I'de 40 yaş altı hasta sayısı anlamlı yüksek bulundu ve ek olarak 80 yaş üzeri hasta yoktu. Grup I'deki hastaların yaş ortalaması 36,6±12,5 olup median yaş 35, Grup II'deki hastaların yaş ortalaması 48,5±13,5 olup median yaş 48 olarak saptandı. Gruplar arasındaki ayaktan ve hastaneye yatarak tedavi oranları karşılaştırıldığında Grup I'de ayaktan tedavi alan hasta sayısı 117 (%78), yatarak tedavi alan hasta sayısı 33 (%22), Grup II'de ise ayaktan tedavi alan hasta sayısı 54 (%36), yatarak tedavi alan hasta sayısı 96 (%64) olarak saptandı. Grup I'deki hastaların ayaktan tedavi alma oranında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,001). Grup I' de hafif hastalık kliniğinde olan hasta sayısı 130 (%86,7), şiddetli hastalık kliniğinde olan hasta sayısı 20 (%13,3) olarak saptandı ve kritik hastalık kliniğinde olan hasta yoktu. Grup II'de ise hafif hastalık kliniğindeki hasta sayısı 59 (%39,3), şiddetli hastalık kliniğindeki hasta sayısı 80 (%53,3) ve kritik hastalık kliniğinde olan hasta sayısı 11 (%7,3) olarak saptandı. Grupların hastalık şiddeti karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,001). Grup I'de hafif şiddetli hasta oranı yüksekti. Gruplar arasındaki mortalite oranları incelendiğinde Grup I'de exitus ile sonuçlanan klinik sonlanım yoktu, Grup II'de 13 ise 7 (%4,7) hastanın kliniğinin exitus ile sonlandığı saptandı. Grup II'de mortalite oranı Grup I'e göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p=0,015). Çalışmaya dahil edilen vakaların acil servise ilk başvurusunda yapılan PCR test sonuçları karşılaştırıldığında, Grup I'deki hastaların %49,7'sinin (n=74), Grup II'deki hastaların %52'sinin (n=78) verdiği ilk test sonuçlarının pozitif olduğu görüldü. Gruplar arasında 1. PCR test sonuçları açısından anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,686). Yapılan 2. PCR Test sonuçlarında ise Grup I'in %9,3'ü (n=9), Grup II'nin ise %9,5'inin (n=8) test sonucu pozitifti. Benzer şekilde gruplar arasında 2. PCR test sonuçları açısından anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,955). Gruplar BT bulguları açısından karşılaştırıldığında Grup I'deki hastaların %62,9'unda (n=88), Grup II'deki hastaların %96,7'sinde (n=145) BT bulgusu vardı ve Grup II'nin BT tutulumu istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı (p<0,001). Her iki grupta da en sık görülen BT bulgusu Çift Taraflı Buzlu Cam Görünümü'ydü. Grup II'de BT'de görülen konsolidasyon bulgusu Grup I'e göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı. Tomografideki lezyonları yerleşim yerine bakılacak olursa en sık görülen radyolojik dağılım şekli Grup I'de %20 (n=28), Grup II'de %40 (n=60) oranla Periferik Yerleşim olarak tespit edildi. Radyolojik dağılıma bakıldığında Dağınık Yerleşim Grup I'de, Periferik Yerleşim ve Diffüz Dağılım Grup II'de istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Grup I'deki hastalarla kıyıslandığında grup II'deki hastalarda ortalama serum Lenfosit (Leu) ve Albumin (Alb) değerleri istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (her iki karşılaştırma için, p<0,001). Ayrıca, Grup I'deki hastalarla kıyıslandığında, grup II'deki hastalarda ortalama Nötrofil Lenfosit Oranı (NLO) ve C-Reaktif Protein/Albümin (CRP) değerleri istatistiksel olarak anlamlı yüksek idi (her iki karşılaştırma için, p<0,001). Sonuç Çalışmada elde edilen veriler doğrultusunda, olası/kesin COVID-19 vakalarında tat ve koku bozukluğu olan ve olmayan hasta grupları arasında cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmazken, tat ve koku kaybının genç yaş grubunda daha 14 çok görüldüğü söylenebilir. Ayrıca tat ve koku kaybı olmayan hastalarla karşılaştırıldığında, tat ve koku kaybı olan hasta grubunda BT bulgularının sıklığı, yerleşimi ve dağılımı açısısından daha iyi seyirli olduğu gözlemlendi. Ek olarak klinik sonlanım ve hastalığın şiddetinin tat ve koku kaybı olmayan hastalarda daha ağır ve kötü olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler COVID-19, tat ve koku kaybı, klinik sonlanım, prognostik faktörler