Etyolojisi açıklanamayan karaciğer fonksiyon testleri yüksek seyreden hastalarda karaciğer biyopsisinin tanı ve tedaviye katkısı
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: SERAP TÜRK
Danışman: Betül ERİŞMİŞ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Bu çalışmanın amacı, karaciğer biyopsisinin, açıklanamayan karaciğer fonksiyon testleri (KCFT) yüksekliği ve karaciğer hastalıklarının etiyolojik değerlendirilmesindeki tanısal etkinliği ile biyopsi sonuçlarının klinik yönetim üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: 2019 Şubat ayından itibaren gastroenteroloji polikliniğine başvuran, 18 yaş üstü ve KCFT yüksekliği nedeniyle karaciğer biyopsisi yapılan hastalar retrospektif olarak incelendi. Viral hepatit ve malignite tanısı olan hastalar çalışmadan dışlandı. Çalışmaya dahil edilen hastalar KCFT artış değerlerine göre toplam 4 (2 kattan az, 2-5 kat, 5-10 kat ve 10 kattan fazla artış), biyopsi sonrası konulan tanılarına göre ise toplam 5 (otoimmün hepatit, toksik hepatit, kolestatik hastalıklar, hepatosteatoz, diğer) gruba ayrıldı. Gruplar demografik, klinik, laboratuvar ve patolojik özelliklerine göre uygun istatistiksel yöntemlerle karşılaştırılarak karaciğer biyopsisinin etiyolojik tanıya katkısı açısından değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan 388 hastanın 232'si (%59,64) kadın, 156'sı (%40,36) erkek olup, yaş ortalaması 48,26 /yıl olarak saptandı. Karaciğer biyopsisinin hastaların %93,3'ünde tanısal olduğu görüldü. En sık tespit edilen tanılar ise, otoimmün hepatit (%26,2) ve hepatosteatoz (%20,7) olarak tespit edildi. Laboratuvar parametrelerinden AST ve ALT artış oranlarının tanı koyma başarısı ile anlamlı bir ilişki gösterdiği, ancak kolestatik enzimlerin tanısal değerinin sınırlı olduğu tespit edildi. Görüntüleme yöntemlerinden MR, karaciğer yağlanmasını saptamada biyopsi ile en yüksek uyumu sağlarken, USG ve BT'nin uyumu daha düşük bulundu. Laboratuvar bulguları ve KCFT artış sınıflamaları ile biyopsi sonuçları arasında anlamlı ilişkiler saptandı. Sonuç: Karaciğer biyopsisi, invaziv bir yöntem olmasına rağmen, karaciğer hastalıklarının tanı, evreleme ve tedavi süreçlerinde hayati bir öneme sahiptir. Çalışmamızda elde edilen veriler, biyopsi sonuçlarının klinik yönetimde önemli katkılar sunduğunu ve karaciğer hastalıklarında erken tanı açısından biyopsinin değerini ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra, biyopsi öncesinde non-invaziv yöntemlerin kullanılması, invaziv girişimlere duyulan ihtiyacı azaltma potansiyelini doğrulamıştır. Ayrıca, biyopsi endikasyonlarının titizlikle belirlenmesinin, tanısal başarının artırılmasında ve hasta güvenliğinin sağlanmasında kritik bir rol oynadığı görülmüştür.