Akut lenfoblastik lösemi hastalarında minimal kalıntı hastalık ölçülmesinin prognoza etkisinin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İZMİR DR. BEHÇET UZ ÇOCUK HASTALIKLARI VE CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2022

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: AYŞE TUBA YURDUSEV

Danışman: Yeşim OYMAK

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Akut lenfoblastik lösemide, risk gruplarına bağlı tedavi uygulamasıyla sağkalım oranları artmaktadır. MKH ölçümü risk gruplarını belirlemede güncel ve değerli bir yöntemdir. Minimal kalıntı hastalık ölçülen ve ölçülmeyen hastaların prognozunu karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2010-Ekim 2020 yılları arasında merkezimizde ALL tanısı alan ve izlemine devam edilen, yaşları 0-18 yaş arası değişen, 106 MKH ölçülmeyen, 87 MKH ölçülen toplamda 193 hasta çalışmaya alındı. Yaş, cinsiyet, lökosit sayısı, hematokrit, trombosit sayısı, klinik durumu, immunofenotip, sitogenetik tedavi yanıtları ve MKH sonuçlarının prognoza etkisi araştırıldı. SPSS İstatistics programı ile ki-kare yöntemi ile değişkenler karşılaştırıldı. En az 36 ay izlenen hastaların (n=154) bu süre için olaysız ve genel sağkalım oranları Kaplan Meier yöntemiyle hesaplandı. Değişkenlere göre sağkalım oranları karşılaştırıldı. İzlem süreleri benzer olmadığı için MKH ölçülen ve ölçülmeyen hastaların sağkalım karşılaştırması yapılamamıştır. Bulgular: Hastaların ortalama tanı yaşı 5,2 ± 3,6 yıl olup 103 (%53,4)' ü erkek, 90 (%46,6)'ı kız (E/K:1,14) idi. Erkek ve kızların sağkalım oranları benzerdi. Bir yaş altında sağ kalım oranı diğer yaş gruplarına göre daha düşük saptandı. Tanı sırasında hiperlökositozu olan hastaların OS ve EFS olmayanlara göre daha düşüktü. Minimal kalıntı hastalık ölçülebilen hastalarda risk grubu arttıkça istatistiksel olarak anlamlı olmasa da OS ve EFS azaldığı görüldü. Minimal kalıntı hastalık ölçülemeyen hastalar içinde de EFS, yüksek risk grubunda düşük ve orta risk grubunda göre daha düşüktü (sırasıyla %100, %100 ve %87,5). Steroid yanıtı kötü olanların OS %80 saptanırken iyi olanların%97,5 idi (p 0,05) idi. Risk gruplarına göre sağkalım, MKH ölçülen hastalarda farklı saptanmıştır(p<0,05); MKH ölçülmeyen hastalarda benzerdir. Sonuç: Uzun yıllardır merkezimizde çocukluk çağı ALL hastaları tedavi edilmektedir. Lösemi tedavisinde kullandığımız ALLIC 2009 protokolüne göre içinde MKH ölçümünün de bulunduğu güncel risk sınıflaması uygulandı. Buna göre tedavi verilen hastaların risk gruplarına göre genel sağkalım ve olaysız sağ kalım oranları değerlendirildi. Risk grubu arttıkça OS ve EFS azalmaktaydı. Ancak relaps olan hastalar içinde MKH ölçümleri belirleyici değildi. Bu durum izlem süresinin 3 yıl gibi kısa bir süre olması ve relaps olan hasta sayısının azlığı ile ilişkili olabilir. Minimal kalıntı hastalık ölçümü yapılamayan grupta da yüksek risk grubundaki hastaların EFS'ları düşük ve orta risk grubuna göre daha düşük saptanmıştı. Genel sağkalım oranlarının MKH tayini yapılamayan grupta daha iyi saptanmasının nedeni bu grupta kaybedilen hastaların eksik kaydından kaynaklanıyor olabilir. Merkezimizdeki sonuçların MKH ölçümünün sağ kalımlar ve relaps açısından değerlendirildiği daha uzun ve daha fazla sayıda hasta ile planlancak prospektif çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.