Metabolik tümör yükünün beyin F-18 FDG biyodistribüsyonuna etkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ŞADİYE AYÇA YILMAZ

Danışman: Aylin AKBULUT

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Kanser hastalıklarında tanı, evreleme, yeniden evreleme ve tedavi yanıtı değerlendirme amaçlı Flor 18 florodeoksiglukoz ( 18F FDG) Pozitron Emisyon Tomografisi (PET)/ Bilgisayarlı Tomografi (BT) yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu tez, metabolik tümör yükü ile serebrum, serebellum, karaciğer, dalak, böbrek ve kas dokusu arasındaki 18F FDG biyodistribüsyon ilişkisini ortaya koyarak kanser hastalıklarının evrelemesine, tedavi stratejilerinin belirlenmesine ve raporlamaya katkı sunmayı amaçlamaktadır. Gereç-Yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nükleer Tıp Kliniği'ne Ocak 2021 ile Aralık 2023 tarihleri arasında kanser primer evrelemesi veya soliter pulmoner nodül (SPN) değerlendirmesi için başvuran hastalar retrospektif olarak incelendi. Kanser primer evrelemesi için başvuran hastalardan PET/BT görüntülemede uzak metastazı saptanan ileri evre hastalar Grup 1'e ve uzak organ metastazı gözlenmeksizin primer lezyonda maksimum standart tutulum değeri (SUVmax) 10'dan büyük olan hastalar Grup 2'ye dahil edildi. Grup 1'de 64 hasta ve Grup 2'de 74 hasta yer aldı. Çalışma gruplarında hastaların gastrointestinal sistem; akciğer; meme; üriner sistem; jinekolojik sistem; lenfatik sistem malignitesi, baş-boyun tümörleri, malign melanom, sarkom ve testis tümörü tanıları mevcuttu. SPN değerlendirilmesi için başvuran ve PET/BT'de herhangi bir odakta patolojik tutulum göstermeyen 51 olgu kontrol kontrol grubunda yer aldı. Çalışmamıza toplam 189 olgu dahil edildi. Olguları 81'i kadın, 108'i erkekti. Çalışmaya katılan olguların yaş ortalama±SS (min-max) değerleri 62,65±11,87(25-90) yıl olarak bulundu. PET/BT görüntülerinde olguların serebrum SUVmax (Cmax), serebellum SUVmax (Smax), karaciğer SUVmax (KCmax), dalak SUVmax, sağ böbrek SUVmax (RRmax), sol böbrek SUVmax (RLmax) ve kas SUVmax (Mmax) ölçümleri yapılarak bu değerler çalışma ve kontrol grupları arasında karşılaştırıldı. Çalışma gruplarında hastaların metabolik tümör volümü (MTV) ve total lezyon glikolizi (TLG) değerleri hesaplandı. MTV ve TLG değerleri, hastalarda birden fazla patolojik 18F FDG tutulum gösteren lezyon bulunması durumunda her bir lezyon değerinin toplanması ile elde edildi. Ayrıca hastaların primer organ/sistem malignitelerine göre ayrılan aynı sistem malignitesine sahip alt gruplar ve kontrol grubu arasında Cmax, Smax, KCmax, Dmax, RRmax, RLmax ve Mmax karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışma ve kontrol gruplarında serebrum, serebellum, karaciğer, dalak, sağ ve sol böbrek, kas dokularının fizyolojik FDG değerleri ilgi alanları ile belirlendikten sonra SUVmax değerleri hesaplandı. Analiz sonuçlarına göre Cmax, KCmax, RRmax, RLmax açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenirken (p 0,05). Grup 1, Grup 2 ve kontrol grubunda ortalama±SS Cmax değerleri sırasıyla 10,59±2,90; 11,39±2,43 ve 12,98±3,71 olarak hesaplandı. Sonuçlara göre, Grup 1 ile kontrol grubu arasında ve Grup 2 ile kontrol grubu arasında Cmax açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık izlendi (p 0,05). Cmax ile MTV arasında zayıf düzeyli negatif korelasyon gözlendi (rho:-0,256; p=0,002). Sonuçlar: Metabolik tümör yükü ile beyin 18F FDG biyodistribüsyonu arasında ters ilişki gözlenmekte olup metabolik tümör yükü arttıkça, beyin parankiminde 18F FDG tutulumunun düştüğü belirlenmiştir. Beyin FDG metabolizmasındaki azalmanın, FDG dağılım kinetiği ile ilişkilendirilebileceği ve prognostik faktör olarak kullanılmasının hastaların takibinde ek katkı sağlayabileceği fikri ortaya konulmuştur. Ayrıca metabolik tümör yükü artışı ile karaciğer ve böbreklerde de FDG alımda azalma gözlendi. Metabolik superscan fenomenin, karaciğerin sıklıkla referans doku olarak kullanıldığı solid tümörlerde PET yanıt kriterleri (PERCIST) ve Deauville skoruyla yapılan değerlendirmelerde klinik olarak önemli yanılgılara neden olabileceği düşünüldü.