COVID-19 tanılı hastaların yatış serum kolesterol düzeyleri ile hastalığın klinik şiddeti, akciğer bilgisayarlı tomografi bulguları ve mortalite arasındaki ilişki
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL HAYDARPAŞA NUMUNE SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2023
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: DAMLA YAĞMUR
Danışman: Refik DEMİRTUNÇ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Kolesterol, hücre zarının ve zarflı virüslerin zarf (envelop) bölümünün önemli bir yapı taşıdır (1). HBV, HIV, Deng humması gibi viral ajanların serum lipid profilinde değişimlere neden olduğu geçmiş yıllarda gösterilmiştir (2). Serum kolesterolleri, özellikle LDL ve HDL hücre zarındaki yapısal lipidlerle dinamik bir iletişim halindedir. COVID-19 pandemisine neden olan SARS CoV-2 virüsünün de hücre içine girişinde ve hastalık oluşturmasında hücre zarı lipidlerinin etkisi olduğu bilinmektedir (3). İki yılı aşan pandemi süresince hastalığı tanımayı kolaylaştırmak amacıyla DSÖ dört gruplu bir şiddet sınıflaması önermektedir (4). Ayrıca akciğerin BT ile görüntülemesi yaygın bir uygulamadır ve sınıflandırma amacıyla farklı ölçekler geliştirilmiştir. Bunlar arasında Akciğer BT Skoru, hastalık şiddetini göstermede diğer ölçekler kadar etkin bulunmuş olup uygulaması kolaydır (5). Literatürde yoğun bakım ihtiyacı olan COVID-19 hastalarında klinik skorlamaların ve görüntüleme skorlarının önemini anlatan çalışmalar bulunmaktadır (3, 6, 7, 8, 9). Çalışmamızda servise yatış endikasyonu olan COVID-19 hastalarının yatış anındaki kolesterol düzey düşüklüğünün, hastalık şiddeti, akciğer BT tutulumu ve prognozla ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Haydarpaşa Numune SUAM İç Hastalıkları Pandemi servisinde Kasım 2021-Nisan 2022 arasında yatarak takip edilen, COVID-19 PCR testi pozitif olan, dahil edilme kriterlerine uygun olan 88 hasta kayıtlar üzerinden geriye dönük olarak taranmıştır. Hastaların demografik özellikleri, klinik özellikleri, yatış anındaki kolesterol düzeyleri, statin kullanımı ve akciğer BT görüntüleri kayıt edilmiştir. DSÖ hastalık şiddeti sınıflamasına göre orta şiddetli ve ağır şiddetli olarak hasta notları değerlendirilerek sınıflanmıştır. Hastaneden çıkış şekilleri kaydedilmiştir. Akciğer BT bulguları tek taraflı körlenmiş en az beş yıl tecrübesi olan iki radyolog tarafından Akciğer BT Skoru 25 üzerinden puanlanmıştır. Her bir lipid parametresinin diğer değişkenlerle ilişkisi istatistiksel analiz ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Kolesterol düzeylerinin klinik durum ile ilişkisi ROC analizi ile değerlendirildiğinde hiçbir parametrenin klinik durum ile ilişkisi olmadığı görüldü. Klinik durum hafif ve şiddetli olanlarda kolesterol düzeyleri benzer olarak tespit edildi. Statin kullanan ve kullanmayanlarda kolesterol düzeyleri benzer olarak tespit edildi. Taburcu olanlar ve YBÜ'ye nakil edilenlerin kolesterol düzeyleri benzer olarak tespit edildi. Kategorik değişkenlerde Cohen's Kappa analizi ile, sürekli değişkenlerde ise ICC (Interclass Correlation Coefficient) ile değerlendiren radyologlar arası uyuma bakıldığında tek tek tüm bölgelerin ölçümlerinde orta düzeyde bir korelasyon tespit edilirken total puanlarda çok yüksek düzeyde uyum tespit edildi. Spearman korelasyon testi ile değerlendirildiğinde her iki gözlemcinin de Akciğer BT Skorunun kolesterol düzeyleri, yaş veya yatış gün sayısı ile korelasyonu yoktu. Mann-Whitney U testi ile değerlendirildiğinde Akciğer BT Skoru klinik durumu hafif ve şiddetli olanlarda benzerdi. Sonuç: DSÖ klinik şiddet skorlamasında orta ve şiddetli olarak sınıflandırılan hasta grupları arasında yatış anındaki lipid profilinde anlamlı bir fark izlenmemiştir. Her iki radyoloğun hastaları değerlendirirken gözlemi ve Akciğer BT Skoru istatistiksel olarak anlamlı bir benzerlik göstermektedir, fakat bu değerlendirme ile lipid profilindeki herhangi bir parametre arasında bir ilişki izlenmemiştir. DSÖ sınıflamasında "kritik" olarak sınıflanan hastalarda yatış anında serum lipid profilindeki değişiklikler prognostik önem taşımaktadır. Çalışmamızda ise servis yatışı endikasyonu olan orta ve şiddetli klinikteki hastalarda bu durum izlenmemiştir. İlerleyen dönemde diğer enflamatuar durumları, beslenme ve medikasyon etkisini göz önünde bulundurarak daha geniş hasta gruplarıyla çalışmalar planlamak gereklidir.