Kolorektal kanserli hastaların demografik özelliklerinin aile hekimliği açısından değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İZMİR BOZYAKA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2019

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: DENİZ AKIN

Danışman: Mehmet YILDIRIM

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

KOLOREKTAL KANSERLİ HASTALARIN DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİNİN AİLE HEKİMLİĞİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ GİRİŞ: Kolorektal kanserler(KRK); T.C. Sağlık Bakanlığı Türk Halk Sağlığı Kurumu'nun 2017 yılında yapılan kanser istatistiklerine göre; erkeklerde yüz binde 22,8 ve kadınlarda yüz binde 13,8 sıklığında görülmektedir. Bu verilere göre kolorektal kanserler, hem erkek hem kadınlarda görülen kanserler arasında üçüncü sırada yer almaktadır(1). AMAÇ: Bu çalışmada, Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nde 2016-2017 tarihlerinde tanı almış olan kolorektal kanserli hastaların demografik özelliklerini retrospektif olarak inceledik. Çalışmamızın amacı, birinci basamakta kolorektal kanserli hastaların prediktif faktörler olarak, demografik özelliklerinin aile hekimliği açısından araştırmak ve birinci basamakta kolorektal kanser açısından risk faktörlerinin göz önünde bulundurularak gereksiz hasta sevkinin önüne geçilmesi; risk grubunda olan hastaların ilgili bir üst sağlık kuruluşuna yönlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmaya 30-89 yaş aralığında KRK tanısı konulmuş 132 hasta alındı. Hastaların demografik özellikleri; yaş, cinsiyet, komorbid hastalıkları, aile öyküsü anamnezleri, klinik, laboratuar, tümör evreleri ve tümör histopatolojisi retrospektif olarak incelendi. BULGULAR: Çalışmamızda kolorektal kanserli 132 (Erkek/Kadın:83/49) hasta alındı. Çalışmaya dâhil edilen hastaların yaş ortalaması 65,12 ± 10,36'dı. En genç hasta 34 yaşında, en yaşlı hasta ise 85 yaşında saptandı. Kolorektal kanser tanısı alanların genellikle 60 yaş üstünde bulunduğu(%74,2), 40 yaş altında(%0,75) ve 80 yaş üstünde(%5,3) nadir görüldüğü belirlendi. Hastaların özgeçmişleri incelendiğinde, 98 hastanın (%64,5) komorbid faktörünün olduğu, bunlar içinde de en sık görülen hastalık 44 kişide (%28,9) bulunan hipertansiyon, sonra sırası ile 21 hastada (%13,8) diabetes mellitus, 14 hastada (%9,2) koroner arter hastalığı ve 4 hastada (%2,6) renal tümör olduğu görüldü. Hastaların yaklaşık %48'inin (62 kişi) geçmişinde kolorektal kanser gelişimi açısından öncü kabul edilen polip öyküsü bulunduğu görüldü. Hastaların başvuru anında görülen tüm şikayetlerin hepsi birlikte toplanarak birden fazla semptomu bulunan hastaların semptomları teker teker incelendiğinde; en sık karşılaşılan şikayet sebebi olarak 45 hastada (%23,8) konstipasyon, 41 hastada (%21,7) rektal kanama ve 24 hastada (%12,7) karın ağrısı olduğu tespit edildi. Hastaların ilk başvurudaki hemoglobin değerleri incelendiğinde kolorektal kanser teşhisi konmuş hastalarda %65'inin (86 hasta) anemisi olduğu tespit edildi. Hastaneye başvuru şekli incelendiğinde, acil başvuruda bulunanlar ise 36 kişi ile %27,3'ünü oluşturmaktaydı. Tanı konulmasında yardımcı görüntüleme yöntemleri incelendiğinde büyük çoğunluğunun %51,9'u kolonoskopi ile %40,5'i ise bilgisayarlı tomografi (BT) ile tanı konulduğu saptandı. Tümörlerin görüldükleri lokalizasyonlar incelendiğinde en çok rektumda (%25,7), sonrasında sigmoid kolon (%19,7) ve rektosigmoid bileşkede (%17,4) yer aldığı saptandı. Tümör yerleşim yerleri ile şikâyetler arasındaki ilişkide (p=0,968) istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Cinsiyetlere göre tümör yerleşim yerleri incelendiğinde (p=0,026) erkek ve kadınlarda istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Erkeklerde en sık sol kolon yerleşimi %47 (39 hasta), %34 (28 hasta) oran ile rektum yerleşimini takiben de sağ kolon yerleşiminin %18 (15 hasta) olduğu belirlendi. Kadınlarda en sık sol kolon yerleşimi %61 (30 hasta) olduğu; sonrasında kadınlarda ise ikinci sırada gelen sağ kolon yerleşimi %27 (13 hasta) olup, üçüncü sırada %12 (6 hasta) ile rektum yerleşimli tümörler saptandı. Hastaların %84'ünün histopatolojik verilerine ulaşılmış olup bunların %92,8'ini adenokarsinom ve differansiasyon derecelerinden en sık görüleninin olanı orta diferansiasyon(%81,9) olduğu tespit edildi. TNM evleri incelendiğinde en çok ileri evrede, evre IVA(%19,8)'da tanı aldığı saptandı. TNM evrelemesi ile tümör lokalizasyonu, differansiasyonu, cinsiyet, yaş grupları arasındaki ilişkileri incelendiğinde istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olmadığı görüldü. CEA değeri ve TNM evreleri arasındaki ilişki incelendiğinde; evre IIA (p=0,048) ve evre IVB (p=0,033) anlamlı derecede farklılık olduğu saptandı(p<0,05). CEA düzeyleri ile tümör differansiasyon dereceleri, tümör lokalizasyonu arasındaki ilişkiler incelendiğinde anlamlı bir farklılık olmadığı görüldü. SONUÇ: Çalışmamızda hastaların yaş, cinsiyet, cinsiyetlere göre tümör yerleşim yerleri arasındaki farklılık ve CEA düzeyleri ile TNM evrelemesi arasındaki ilişkilendirme literatürle uyumlu olarak bulundu. Bu veriler sonucunda ülkemizde kolorektal kanserlerin ortalama 50-60 yaşından sonra görülme sıklığının arttığı, erkeklerde kadınlara oranla daha sık görüldüğü, tümörlerin en sık rektumda yerleşmiş olduğu ancak son on yıl içerisinde kolorektal kanserlerin sağa doğru yer değiştirdiği saptanmıştır. Bu durum son yıllarda endoskopik tekniklerin yaygın kullanılmaya başlanmasıyla kolondaki premalign lezyonların tespit edilip çıkarılması ile ilişkilendirilmiştir. Hastaların daha çok ileri evrelerde tanı aldığı bunun ise kolorektal kanser açısından semptomların çeşitliliği ve spesifik olmaması aynı zamanda kişilerin bilinçli olmamasından kaynaklı, şikayetlerini önemsemeyip sağlık kuruluşlarına başvurmamasından kaynaklı olduğu düşünülebilir. Bu da kolorektal kanser hakkında farkındalık oluşturulması gerekliliğini akla getirmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Kolorektal kanser, prediktif faktörler, demografik özellikler.