Akne rosacea hastalığının öfke, stres, depresyon ve anksiyete ile ilişkisinin değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ŞİŞLİ HAMİDİYE ETFAL SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DERİ VE ZÜHREVİ HASTALIKLAR ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ARTUN KIRKER

Danışman: İlknur ALTUNAY

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Akne rozase (AR) sık görülen, vücudun en görünür bölgesi olan yüzü tutan, kalıcı veya geçici eritem, papül-püstüller ile seyreden, kronik tekrarlayıcı inflamatuar bir dermatozdur. Yapılan çok sayıda çalışmada AR'li hastalardaki azalmış yaşam kalitesi, artmış anksiyete ve depresyon gösterilmiştir. Öfke AR için bilinen bir tetikleyici ve AR'den bağımsız bir flaşing sebebidir. AR ile ortak özellikleri bulunan diğer bazı kronik dermatozlarda öfke skorlarının yüksek olduğu çalışmalarda gösterilmiştir ancak literatürde AR'nin öfke ile ilişkisini inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Bu sebeple çalışmamızda AR'nin öfke, anksiyete ve depresyon ile ilişkisini göstermek ve öfkenin vücutta oluşturduğu fizyolojik-patolojik değişiklikler ile AR etyopatogenezindeki ortak noktalara dikkat çekmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 100 AR hastası ve 100 kişilik kontrol grubu olmak üzere toplamda 200 kişi çalışmaya dahil edildi. Hastaların sosyodemografik özellikleri kaydedildi, sürekli öfke ve öfke tarzı ölçeği (SÖÖTÖ), hastane anksiyete ve depresyon ölçeği (HADÖ), dermatolojik yaşam kalite indeksi (DYKİ) ile birlikte toplam 3 anket hekim tarafından poliklinik muayenesi esnasında, hastalar ayrı bir odaya alınarak uygulandı. AR'nin şiddeti, tipi ve diğer bulguları poliklinikte hekim tarafından yapılan fizik muayene ile belirlendi. Bulgular: AR hastalarının sürekli öfke ve dışa dönük öfke skorlarının kontrol grubundan yüksek ve öfke kontrol skorlarının kontrol grubundan düşük olduğu saptanmıştır (sırasıyla p=0,001, p=0,001, p=0,005). Anksiyete AR hastalarında (%27) kontrol grubuna (%4) göre yaklaşık 7 kat daha fazla, depresyon ise AR hastalarında (%35) kontrol grubuna (%15) göre yaklaşık 2,5 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,001, p=0,002). Hasta grubunun DYKİ puanları, kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0,001). DYKİ puanı ile papül püstül şiddeti arasında pozitif yönlü, zayıf düzeyli (%28.1) ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p:0.005; p<0.05). Sürekli öfke puanının DYKİ, HADS-A ve HADS-D ile ilişkisi irdelendiğinde istatistiksel olarak pozitif yönlü zayıf ve orta düzeyli anlamlı ilişki olduğu görülmüştür (sırasıyla p:0.042, p:0.001, p=0,005). İçe dönük öfke puanı ile DYKİ, HADS-A ve HADS-D arasındaki ilişkide de benzer olarak istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (sırasıyla p:0.001, p:0.007, p:0.002). Sonuç: Çalışmamızda AR'li hastalarda sürekli öfke ve öfkelerini dışa yansıtmaları kontrol grubuna göre daha yüksek ve öfke kontrolü daha düşük bulunmuştur. Buna ek olarak AR'li hastalarda azalmış yaşam kalitesi ve artmış anksiyete ve depresyon saptanmıştır. Çalışma sonuçlarımız AR'nin patogenetik olarak her ne kadar demodeks varlığı, vazomotor disregülasyon gibi biyolojik temellere sahip olsa da eşlik eden anksiyete, depresyonun ve aynı zamanda öfkenin hastalığın bulgularını artırabileceğini ve kısır bir sarmal yaratabileceğini göstermektedir. Sonuç olarak AR'nin öfke, anksiyete, depresyon ve azalmış yaşam kalitesi ile yakın ilişkili olabileceği dermatologlar tarafından göz önünde bulundurulmalı ve gerekli olan durumlarda hastaların psikiyatriye refere edilerek daha bütüncül bir tedavi alması sağlanmalıdır. Çalışmamız yeni çalışmalara ışık tutmakla birlikte bu ilişkileri netleştirmek için daha büyük örneklemli araştırmalara ihtiyaç vardır.