Evde sağlık hizmeti alan ve bası yarası saptanan hastaların sosyodemografik ve klinik özellikleri ile laboratuvar parametreleri arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANTALYA SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MERVE ARAT ÖZ
Danışman: Mehmet ÖZEN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş: Bası yarası, vücudun genellikle kemik çıkıntı noktaları ile yüzey doku arasındaki sürtünme ve makaslama kuvvetlerinin etkisiyle, ilgili bölgedeki kapiller damarların da kollabe olmasına bağlı olarak ortaya çıkan doku nekrozudur. Son yıllarda yaşlı nüfusun ve yatağa bağımlı hasta sayısının artması ile bası yaralarının görülme sıklığı da artmıştır. Bası yaraları en sık görülen yara çeşitlerindendir, gelişimine yönelik önlemler alınmadığı ve zamanında ve doğru şekilde tedavi edilmezse sadece bir yara olarak kalmayıp yaşamı tehdit eden sonuçlara yol açabilmektedir. Bu açıdan öncelikli görevi koruyucu hekimlik olan aile hekimlerine önemli görevler düşmektedir. Hem bası yarası gelişimini hem de olası komplikasyonlarını önleyebilmek ve gerektiğinde erken tanıyıp tedavi edebilmek adına bası yarası gelişimi için risk faktörleri yakından izlenmelidir. Bu çalışmanın amacı Aile Hekimliği uzman ve asistanlarının görev yaptığı bir eğitim ve araştırma hastanesinin evde sağlık hizmetleri biriminde izlenen ve bası yarası olan hastalarda sosyodemografik ve klinik özellikleri ile laboratuvar parametreleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmamız retrospektif, tanımlayıcı, kesitsel türde bir çalışmadır. 2023 yılı içerisinde Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri Birimi'nde 166 farklı hastaya "L89-Dekubitus Ülseri" tanısı ile işlem yapılmıştır. Bu hastalardan 65 tanesi bir yıl içerisinde vefat etmiştir. Vefat eden üç hastanın ve yaşayan bir hastanın dosyası arşivde bulunamamıştır. Yaşayan hastalardan dört tanesi evde sağlık hizmetleri kapsamından çıkarıldığı için çalışma dışı bırakılmıştır. Bir hastanın ise 2022 yılından sonra yapılmış laboratuvar tetkiki olmadığı için çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışmaya dahil etme kriterlerine uyan 157 hasta ile araştırma tamamlanmıştır. Bu süreçte hastaların ESH birimine ait fiziki dosyaları, hastane bilgi sistemindeki elektronik dosya bilgileri, e-nabız sağlık bilgileri retrospektif olarak taranmış, aynı zamanda gerekli durumlarda hastalara veya hasta yakınlarına gerekli bilgilendirmeler yapılıp sözlü onayları alınarak telefon görüşmeleri de yapılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket istatistik programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Yüz elli yedi hasta ile yapılan çalışmamızda hastaların 100 (%63,7)'ünün kadın, 57'sinin (%36,3) erkek olduğu görülmüştür. Hastaların yaş ortalaması 79,80±14,02 yıldır. Tüm hastaların vücut ağırlığı ortalaması 63,61±14,42 kg, BKİ ortalaması ise 24,35±5,00 kg/m2 bulunmuştur. Bası yarası olan 62 (%39,5) hastanın 1 yıl içerisinde ölmüş olduğu, 95 (%60,5) hastanın ise hayatta olduğu belirlenmiştir. Ölen hastaların tanı konulduktan sonra kaç gün yaşadığı değerlendirildiğinde ortalama yaşam süresi 63,21±8,02 gün olarak bulunmuştur. Çalışmaya dahil edilen hastalarda en sık görülen kronik hastalık hipertansiyon (HT) iken (%61,1), bunu sırasıyla Alzheimer/demans (%40,8), serebrovasküler hastalık (%32,5), diyabetes mellitus (DM) (%31,2), kardiyovasküler sistem (KVS) hastalıkları (%28,7) izlemektedir. Hastaların bağımlılık durumuna bakıldığında 97 (%61,8) hastanın tam bağımlı olduğu, 60 (%38,2) hastanın ise kısmi bağımlı olduğu görülmüştür. Çalışmamızda tamamen bağımsız olan hasta yoktur. Olguların büyük çoğunluğunda bakım veren kişi aile üyeleridir (%94,9). Olguların Barthel indeksi medyan değeri 00,0±1,52 olarak tespit edilmiştir. Hasta grubumuzda oral beslenme solüsyonu (OBS) kullanan 76 (%48,4) hasta varken fekal/üriner inkontinans durumunun 115 (%73,2) hastada bulunduğu görülmüştür. Yüz elli yedi hastadan 31'inin (%19,7) son bir yıl içerisinde yoğun bakım ünitesi (YBÜ) yatışı olduğu, YBÜ yatışı olanların ise yatış süresi medyan değerinin 7,00±4,55 gün olduğu bulunmuştur. Olguların bası yaraları en sık sakral bölgede (n=95, %60,5), ikinci olarak ise gluteal bölgededir (n=45, %28,7). Hastalar yaşlarına göre 18-65 yaş arası ve 65 yaş ve üzeri olarak iki gruba ayrılmış, yaş grubu ile sağkalım durumu, hastalık sayısı, albümin düzeyi ve prealbümin düzeyi parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p<0,05). Hastalarda BKİ gruplarına göre sağkalım durumları, hayatta kalma süresi, hastalık sayıları, bağımlılık durumu, Barthel indeksi, yara alanı, albümin düzeyi ve prealbümin düzeyi arasında ilişki olup olmadığı incelenmiştir. Barthel indeksi, albümin ve albümin düzeyi ile BKİ grupları arasında anlamlı fark olduğu izlenmiştir (p<0,05). Hastaların sağkalım durumları ile yara sayısı, yara bölgeleri ve yara alanı arasındaki ilişki incelenmiştir. Gluteal bölgede yara olma durumu ile sağkalım durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişki tespit edilmiştir (p=0,02). Hastalarda gluteal bölgede yara bulunmasının mortalite üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Sağkalım durumları ile NLO değeri, NLO düzeyi, PLO değeri, PLO düzeyi, CRP değeri, CRP düzeyi, Albümin değeri, Albümin düzeyi, Prealbümin değeri, Prealbümin düzeyi arasındaki ilişkiler incelenmiştir. NLO değeri, NLO düzeyi, CRP değeri, Albümin değeri, Albümin düzeyi, Prealbümin değeri ve Prealbümin düzeyi parametrelerinin sağkalım ile istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkili olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Ölen hastalarda, hayatta olanlara kıyasla NLO ve CRP değerlerinin daha yüksek, albümin ve prealbümin değerlerinin ise daha düşük olduğu saptanmıştır. Korelasyon analizlerinde ise hayatta kalma süresi ile ferritin arasında negatif yönlü zayıf ilişki bulunmuştur (p=0,03, r=-0,28). Ferritin değerindeki artış, hayatta kalma süresindeki azalma ile zayıf düzeyde ilişkili görünmektedir. Yine aynı şekilde Barthel indeksi ile albümin değeri arasında çok zayıf ilişki tespit edilmiştir (p=0,04, r=0,16). Ayrıca Barthel indeksi ile ferritin arasında negatif yönlü çok zayıf ilişki bulunmuştur (p=0,02, r=-0,17). Ferritin düzeyinin Barthel indeksini çok zayıf düzeyde ters yönlü olarak etkilemekte olduğu görülmüştür. Oral beslenme solüsyonu kullananların Barthel indeksi kullanmayanlara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük saptanmıştır (p=0,007). Korelasyon analizlerinde ise YBÜ yatış süresi ile CRP değeri arasında zayıf ilişki saptanmıştır (p=0,03, r=0,39). Sonuç: Çalışmamızda, bası yarası olan hastaları sosyodemografik ve klinik özellikler açısından çok yönlü olarak incelemiştir. Özellikle yatağa bağımlı olan hasta grubunda fizik muayene kısmında bası yarası açısından risk değerlendirmesi yapmalı ve gerekli önlemleri almalıyız. Aynı zamanda bası yarası oluşumu açısından risk değerlendirmesi yaparken sadece fizik muayene bulgularını değil hastaya ait sosyodemografik ve klinik özellikleri, gerekli durumlarda hastaya ait laboratuvar parametrelerini de göz önünde bulundurmalıyız. Çünkü bası yaraları önlenemediği durumlarda hastalar ve sağlık sistemimiz açısından önemli bir morbidite ve mortalite sebebi haline gelmektedir. Bası yarası oluşumunu önlemek ve tanı-tedavisini başlamak konusunda birçok branşa sorumluluk düşmektedir. Ancak şüphesiz ki primer görevlerinden biri koruyucu hekimlik olan biz aile hekimlerine sorumluluk pastasından büyük bir dilim düşmektedir.