Tonsillektomi materyallerinin histopatolojik bulgularının klinik sonuçlarla değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ŞİŞLİ HAMİDİYE ETFAL SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, KULAK BURUN BOĞAZ ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ONURALP ALBUZ

Danışman: Bilge TÜRK

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Giriş ve Amaç: Tonsillektomi operasyonu kulak burun boğaz hastalıkları pratiğinde en sık uygulanan cerrahi prosedürlerden biridir. En sık endikasyonları arasında kronik/rekürren tonsillit ve obstrüktif tonsil hipertrofisi yer almaktadır. Sık tekrarlayan tonsillit ataklarına sekonder olarak tonsillerin histopatolojik yapısında değişikliklerin meydana geldiği varsayılmakta ve atakların sıklığının ve şiddetinin fazla olması tonsil dokusunda fibrotik dokunun fazlalaşmasına ve hatta bazen tonsillerin atrofisine sebep olmaktadır. Klinik pratikte rekürren tonsillit öyküsüyle beraber atrofik tonsillere sahip hastaların gerek operasyonlarının gerek operasyon sonrası klinik durumlarının daha komplike seyredebileceği bilinmektedir. Literatüre bakıldığında buna yönelik detaylı histopatoloji ve klinik bulguların karşılaştırıldığı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu tezde özellikle kronik/rekürren tonsillit nedeniyle atrofiye uğramış tonsillerdeki fibrozis oranını, tonsillerdeki diğer histopatolojik değişiklikleri ve klinikleri ve laboratuar verilerini karşılaştırmayı amaçladık. Ayrıca hastaları farklı klinik özelliklerine göre gruplandırarak elde edilen histopatolojik, klinik ve laboratuar verileri değerlendirmeyi amaçladık. Materyal ve Method: Çalışma prospektif olarak planlandı ve etik kurul onayı alındıktan sonra Mayıs 2023-Temmuz 2023 tarihleri arasında tonsillektomi operasyonu uygulanan hastalar dahil edildi. 51 kadın (%48,6), 54 erkek (%51,4) olmak üzere toplam 105 hastanın yaş aralığı 3-40 yaş (ortalama 8.8 ± 6,86 SS) olarak izlendi. Hastaların demografik özellikleri, son bir yılda kaç kez tonsillit atağı geçirdikleri, Brodsky sınıflandırmasına göre tonsil büyüklükleri, tanıklı apne öyküleri, peritonsiller apse öyküleri ve halitozis şikayetleri sorgulandı ve kaydedildi. Preoperatif ASO, IgM, IgG değerleri kaydedildi. Peroperatif operasyon süresi, kanama miktarı, postoperatif Wong-Baker skalasına göre 1. ve 7. gün ağrı skorları ve postoperatif komplikasyon (kanama vb.) varlığı kaydedildi. Tonsillektomi spesmenleri aynı uzman patolog tarafından histopatolojik olarak çeşitli parametreler açısından değerlendirildi. Atrofik tonsil bulgularının verileri ile atrofik olmayan tonsillerin verileri karşılaştırıldı. Hastalar ek olarak kronik/rekürren tonsillit ve beraberinde obstrüktif bulguları olup olmamalarına göre, son bir yıl içerisinde geçirdikleri tonsillit atak sayısına göre ve spesmenlerinde fibrozis görülüp görülmemesine göre de gruplandırılarak multivariant analizleri yapıldı. Bulgular: Hastalar tonsil boyutlarına göre; Grade +1 atrofik tonsile sahip olan Grup I (n=26; ortalama yaş 14 ±10,35 SS) ve Grade +2/+3/+4 tonsile sahip olanlar ise Grup II (n=79; ortalama yaş 7 ± 4,05 SS) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Grup I'deki hastaların yaşının Grup II'dekilere göre istatistiksel olarak anlamlı olarak daha büyük olduğu görüldü (p=0,007). Yaşla beraber atrofik tonsil görülme olasılığı daha fazla idi. Grup I'de son bir yılda geçirilen tonsillit atağı sayısı ve peritonsiller apse öyküsü Grup II'ye göre daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,026, p=0,01). Grup II'deki hastaların apne öyküsü daha fazla ve istatistiksel anlamlı bulundu (p<0,001). Atrofik tonsillerdeki fibrozis oranı daha fazla görülmekle birlikte istatistiksel anlamlı farklılık bulunmadı (p=0,078). Bu iki grup arasında operasyon süresi, laboratuar değerleri (ASO, IgM, IgG), kanama miktarı, postoperatif ağrı, komplikasyon görülme ve diğer histopatolojik veriler açısından istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p=0,890, p=0,344, p=0,619, p=0,578, p=0,821, p=0,056, p=0,392, p=1,000). Obstrüktif bulgusu olmayan kronik/rekürren tonsillit nedeniyle tonsillektomi olanların (Grup I; n=30; ortalama yaş 12 ±8,9 SS) klinik ve histopatolojik bulguları ile kronik/rekürren tonsillite eşlik eden obstruktif tonsil hipertrofisi olanların (Grup II, n=75; ortalama yaş 7,49 ± 5,32 SS) bulguları karşılaştırıldığında; Grup I'deki hastaların yaşlarının Grup II'dekilere göre daha büyük olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu görüldü (p=0,032). Grup II'deki hastaların beklenildiği üzere daha fazla apne öyküsüne sahip olduğu görüldü ve istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p=0,005). Grup I'deki hastaların Grup II'dekilere göre postoperatif 1.gün ağrı skorunun istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek olduğu görüldü (p=0,047). Grup II'deki hastaların median ASO değeri Grup I'dekilere oranla daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,02). Hastalar son bir yıl içerisinde geçirdikleri enfeksiyon sayısına göre; <7 enfeksiyon geçirenler Grup I (n=30; yaş 11,1 ± 9,6 SS), 7 ve daha fazla enfeksiyon geçirenler Grup II (n=75; yaş 7,88 ± 5,2 SS) olarak sınıflandırılarak karşılaştırıldığında ise; Grup I'deki hastaların yaşlarının daha büyük olduğu görüldü ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,043). Diğer bulgularda istatistiksel olarak anlamlı değişiklik saptanmadı. Hastalar incelenen patoloji spesmenlerinde fibrozis görülenler Grup I, fibrozis görülmeyenler Grup II olarak sınıflandırılarak karşılaştırıldıklarında ise; Grup I'deki hastaların Grup II'dekilere göre daha fazla peritonsiller apse öyküsü olduğunu görüldü ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,040). Sonuç: Son bir yıl içinde geçirilen tonsillit atağı sıklığı fazla olanlarda ve/veya peritonsiller apse öyküsü olanlarda tonsil boyutlarının daha küçük olduğu tespit edilmiştir. Bu durumun geçirilen enfeksiyonların sıklığının ve şiddetinin fazla olması nedeniyle tonsil bölgesindeki dokularda iyileşme sürecinde meydana gelen değişikliklerden kaynaklandığı düşünülmüştür. Atrofik tonsillerde fibrozis oranı daha fazla çıkmakla beraber istatistiksel olarak anlamlı çıkmamıştır. Operasyon ve operasyon sonrası oluşabilecek klinik durum ve komplikasyonlar yönünden hem cerrahın hazır olması hem de hastaların bu konuda bilgilendirilmesi için atrofik tonsillerdeki histopatolojik değişiklikleri ve bunun kliniğe etkisini araştıran daha çok örneklemi olan, daha kapsamlı çalışmalar yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.