Temporomandibular eklem rahatsızlıkları için farklı yöntemlerle üretilen oklüzal splint materyallerine uygulanan yüzey işlemleri sonrası oluşan hacimsel kaybın in-vitro olarak değerlendirilmesi
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, GÜLHANE SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ, PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: AYŞENUR KARA
Danışman: Simel AYYILDIZ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Bu çalışmanın amacı, temporomandibular eklem rahatsızlıkları için 2 farklı konvansiyonel (geleneksel) yöntem ve dijital yöntem ile elde edilen, disk şeklindeki oklüzal splint materyallerine yapılacak olan çeşitli yüzey işlemleri sonrasında aşınma sonucu materyaller üzerinde oluşan hacimsel kaybın değerlendirilmesi ve kullanılacak olan temizleme solüsyonlarının oklüzal splint materyallerinin fiziksel özellikleri üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Aynı zamanda üretilen örneklere uygulanan çeşitli yüzey işlemlerinden sonra oluşacak hacimsel kaybı ve farklı üretim yöntemlerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda ısı ile polimerize olan sıcak akrilik örnekler geleneksel üretim yöntemiyle dijital örnekler eklemeli üretim yöntemiyle SLA yöntemi ile) ve vinil akrilik sert şeffaf plaklar ise su jeti kesim cihazı ile elde edilmiştir. ISO 21920-2:2021 standartlarına göre her bir grup için örneklerin boyutları, 10 mm çap ve 2 mm kalınlık olacak şekilde belirlenmiştir. Malzemelere göre, yüzey işlemlerine göre ve kullanılacak olan solüsyonlara göre ana hatlarıyla belirlemek ve karşılaştırmak için öncelikle gruplara ayrılmıştır. Örnekler Grup PP (Parlatma Patı- Geleneksel Üretim ve Su Jeti Kesim ile Üretim) ve Grup SLA (Optiglaze- 3B, Dijital Üretim) olmak üzere yüzey işlemlerine ve üretim yöntemlerine göre 2 ana gruba ayrılmıştır. Bu 2 ana grup kendi içlerinde kullanılacak olan solüsyonlara göre alt gruplara ayrılmıştır. Gruplardaki her bir örnek, günlük oklüzal splint kullanımı taklit edeceği şekilde bir dizi planlanmış deney prosedürüne tabi tutulmuştur. Sabah, her bir örneğin bir yüzeyi otomatik diş fırçası ile fırçalanmıştır. Otomatik şarj edilebilir diş fırçasının sabit bir şekilde titreşim vererek dairesel hareketler ile fırçalama yapabilmesi için bir düzenek hazırlanmıştır. Öğlen, gruplardaki her örnek yüksek protein içeren özel tıbbi amaçlı gıda olan sıvı besin içerisinde 1 saat kadar bekletilmiştir. Akşam, Grup PP1a, Grup PP2a ve Grup SLAa daki her bir örnek distile su içerisinde bekletilmiştir ve Grup PP1b, Grup PP2b ve Grup SLAb deki her bir örnek günlük protez temizleyici içerisinde bekletilmiştir. Son aşama olarak gruplardaki her bir örnek tekrardan fırçalama düzeneğine yerleştirilerek her örneğin tek bir yüzeyi fırçalanmıştır. Bu deney prosedürü 1 ay boyunca her gün uygulanmıştır. Sırasıyla gruplardaki her bir örnek yüzeyinden deneyler uygulandıktan 1 hafta sonra (T1) ve 1 ay sonra (T2) optik profilometre cihazında yüzeylerin pürüzlülük ölçümleri, yüzeyin parlaklık ölçümleri ve SEM görüntüleri alınmıştır. Bulgular: PP1, PP2 ve SLA gruplarının işlem öncesi, 1. hafta ve 1. ayda yapılan pürüzlülük ölçümlerini zaman içindeki değişikliklerle birlikte göstermektedir. İşlem öncesi ölçümde PP1 grubunun pürüzlülük değeri 108,2±32,8 (min-maks: 70,8-187) olarak kaydedilmişken, 1. hafta ve 1. ay ölçümlerinde sırasıyla 135,1±30,5 (min-maks: 77,6-206) ve 169,1±40,7 (min-maks: 115-250) olarak artmıştır. PP2 grubu için ise işlem öncesi 67,6±13,3 (min-maks: 48,2-101), 1. haftada 81,2±10,2 (min-maks: 68-102) ve 1. ayda 87,1±14 (min-maks: 68,8-116) olarak ölçülmüştür. En yüksek başlangıç değerlerine sahip olan SLA grubu, işlem öncesi 202,3±44,1 (min-maks: 152,5-318), 1. haftada 231,4±36 (min-maks: 149,6-303) ve 1. ayda 263±48,7 (min-maks: 181,2-347) olarak ölçülmüştür. Çalışmamızda yüzey parlaklık ölçümlerinin gruplar arasında zaman içindeki değişimleri değerlendirildiğinde başlangıç değerlerine bakıldığında PP1 grubunun parlaklık değeri 74,3 GU ±2,2 olarak ölçülürken, PP2 grubunun başlangıç parlaklık değeri 72,7 GU ±2,6 olarak kaydedilmiştir. SLA grubunun parlaklık değeri 30,7 GU ±2,3 olarak kaydedilmiştir ve gruplar arasında başlangıç parlaklık değerinin en düşük olduğu Grup SLA grubu olarak saptanmıştır. Sonuç: Tüm ana gruplar içerisinde en yüksek pürüzlülük değerleri, dijital üretim grubu olan Grup SLA'ya aittir. Tüm ana gruplar içerisinde en düşük pürüzlülük değerleri, konvansiyonel üretim grubu olan Grup PP2'ye aittir. Tüm ana gruplar arasında en yüksek parlaklık değerleri, konvansiyonel üretim grubu olan Grup PP1'e aittir. Tüm ana gruplar arasında en düşük parlaklık değerleri, dijital üretim grubu olan Grup SLA'ya aittir. Tüm ana gruplar arasında zaman içerisinde anlamlı bir pürüzlülük artışı gözlemlenmiş olup gruplar arası ve zaman içindeki farklar da önemli bulunmuştur. TME rahatsızlığının tedavisinde kullanılan splintlerin tamamı zaman içerisinde pürüzlenmektedir. Bu nedenle oral hijyen açısından hastaya gerekli bilgilendirme yapılmalı, temizliği hakkında bilinçlendirilmelidir. TME rahatsızlıklarının uzun dönem tedavilerinde SLA splintler oral hijyen açısından son tercih olmalı ya da cilalama prosedürü geliştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: tme rahatsızlıkları, oklüzal splint materyalleri, yüzey pürüzlülüğü, aşınma direnci, yüzey parlaklığı, dijital üretim, temizleme solüsyonu