Primer diz protezi sonrası gelişen septik ve aseptik gevşeme: Erken ve geç dönem risk faktörlerinin analizi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL FATİH SULTAN MEHMET SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2026
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: RAŞİT CAN SÜT
Danışman: Barış YILMAZ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Primer total diz artroplastisi öncesinde ve sonrasında uygulanan güncel laboratuvar ve radyolojik değerlendirmelerin yeterliliği sorgulanmakta olup asemptomatik dönemde ölçülen preoperatif parametrelerin protezin ileride gevşeyip gevşemeyeceğini ve gevşeme gerçekleşirse bunun septik mi yoksa aseptik mi olacağını önceden gösterebileceği hipotezinden hareketle; revizyon cerrahisi gereksinimi doğmuş hastalarda aseptik ve septik gevşeme gruplarının demografik, klinik, peroperatif ve radyolojik özellikleri bakımından retrospektif olarak karşılaştırılması, her iki gevşeme tipine özgü risk faktörlerinin belirlenmesi ve preoperatif laboratuvar ile radyolojik parametrelerin prediktif değerinin istatistiksel yöntemlerle sınanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, retrospektif tek merkezli bir kohort çalışmasıdır. Revizyon total diz artroplastisi planlanan hastalarda septik ve aseptik gevşeme tanısının konulmasında ve uygulanacak revizyonun protokolünün belirlenmesinde, revizyon tarihi esas alınarak 2013 ICM (Philadelphia Konsensüsü) ve 2018 ICM tanı kriterleri kullanılmış; nihai örneklem 66 aseptik ve 55 septik gevşeme tanılı toplam 121 hastadan oluşturulmuştur. Hastalara ait primer ameliyat dönemine ilişkin demografik veriler (yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, ameliyat tarafı), preoperatif klinik parametreler (ASA skoru, ejeksiyon fraksiyonu, oksijen saturasyonu, eklem hareket açıklığı, osteoporoz varlığı, sigara kullanımı), preoperatif laboratuvar değerleri (hemoglobin, lökosit sayısı, nötrofil ve lenfosit sayıları, trombosit sayısı, nötrofil-lenfosit oranı, platelet-lenfosit oranı, CRP, eritrosit sedimentasyon hızı, albümin, PT/INR) ile peroperatif ve radyolojik veriler (implant tipi, insert kalınlığı ve aşınması, tibial slope, eklem seviyesi değişimi, patella yüksekliği indeksi) retrospektif olarak kayıt altına alınmıştır. İstatistiksel analizde Mann- Whitney U, Ki-kare ve Fisher testleri kullanılmış; ROC eğrisi ve ikili lojistik regresyon ile preoperatif parametrelerin prediktif değerleri hesaplanmıştır. Bulgular: Cinsiyet, yaş, VKİ, sigara kullanımı ve operasyon tarafı açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır (tüm p>0,05). Median implant sağkalım süresi aseptik grupta 68 ay, septik grupta 51 ay olarak hesaplanmış; fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmamıştır (log-rank p=0,339). Preoperatif NLO (p=0,01) ve CRP (p=0,03) septik grupta anlamlı biçimde yüksek bulunmuştur. ROC analizinde NLO AUC=0,64 (kesim noktası: 2,23), CRP AUC=0,62 (kesim noktası: 3,87 mg/L) olarak saptanmıştır. 2 Lojistik regresyon modelinde NLO ≥2,23 (OR=2,25), CRP >3,87 mg/L (OR=2,98) ve insert aşınması (OR=2,03) bağımsız prediktörler olarak belirlenmiş; insert aşınmasının primer cerrahi öncesinde değerlendirilebilen bir parametre olmaması nedeniyle preoperatif prediktif değeri klinik açıdan sınırlı kabul edilmiştir. Insert aşınmasının aseptik grupta geç dönemle güçlü ilişkisi (erken: %16,7; geç: %77,8; p<0,001) ortaya konulmuştur. Revizyon cerrahisi öncesi NLO değerleri septik grupta istatistiksel açıdan anlamlı biçimde daha yüksek bulunmuş (medyan: 3,555'e karşı 3,000; p=0,027) ve erken debridman gerektiren hastalarda belirgin şekilde yüksek seyretmiştir (medyan 5,840'a karşı 2,470; p<0,001; OR=6,60). Revizyon öncesi NLO için ROC analizinde AUC=0,759 (%95 GA: 0,609–0,909), optimal kesim noktası ≥3,30 (duyarlılık: %85,7; özgüllük: %62,0) olarak hesaplanmış; bu bulgu, revizyon cerrahisine giren hastalarda erken cerrahi komplikasyonu öngörmede NLO'nun klinik açıdan anlamlı bir belirteç işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır. Sonuç: Bu çalışmada, primer total diz protezi sonrası septik ve aseptik gevşeme ayrımında standart hematolojik parametrelerin tek başına yeterli olamayabileceği ve iki klinik tablo arasında belirgin bir tanısal gri alan bulunduğu gösterilmiştir. CRP ile birlikte değerlendirildiğinde çalışmamızda belirlenen NLO eşik değerinin, uzun vadede septik gevşeme gelişimi açısından bağımsız bir risk belirteci olduğu saptanmıştır. Düşük virülanslı biyofilm enfeksiyonlarında serum belirteçlerinin normal seyredebileceği ve bu durumun enfeksiyonu kesin olarak dışlamadığı göz önüne alındığında; klasik inflamatuvar belirteçlerin gri alanda kaldığı olgularda sinovyal sıvı analizi, nonenzimatik belirteçler ve sonikasyon gibi ileri tanı yöntemlerinin kullanılması klinik bir gerekliliktir. Sonuç olarak, NLO gibi erişimi kolay biyobelirteçlerin preoperatif optimizasyon ve revizyon tanı algoritmalarına sistematik olarak dahil edilmesi; enfeksiyonların yanlışlıkla aseptik gevşeme olarak sınıflandırılmasını önleyerek doğru cerrahi stratejinin belirlenmesine ve uzun dönem protez sağkalımının artırılmasına önemli bir katkı sunacaktır.