Efüzyonlu pnömoni tanısı ile yatan hastaların değerlendirilmesi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İZMİR DR. BEHÇET UZ ÇOCUK HASTALIKLARI VE CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2024

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: GÜLŞEN DÜR BİLGİN

Danışman: Süleyman Nuri BAYRAM

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Parapnömonik efüzyon ve ampiyem, pediatrik pnömoni vakalarında yaygın olarak görülen ciddi komplikasyonlardandır. Bu çalışmanın amacı, efüzyonlu pnömoni tanısıyla hastaneye yatışı yapılan çocuk hastaların demografik özelliklerini belirlemek, radyolojik görüntüleme yöntemlerinin tedavi seçimindeki rolünü incelemek ve cerrahi müdahaleler ile uygulanan antimikrobiyal tedavilerin hastane yatış süresi ve mortalite üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Ayrıca, çalışmanın sonuçlarıyla hastalığa en uygun tanı ve tedavi yöntemlerini belirleyerek klinik uygulamalara katkı sağlanması hedeflenmiştir. Materyal ve Metot: Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil Servis, Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Servisi ve/veya Çocuk Cerrahisi Servisinde Ocak 2013 – Aralık 2023 tarihleri arasında efüzyonlu pnömoni tanısı ile yatan hastalara yönelik retrospektif kesitsel çalışma olarak planlandı. Çalışmaya dahil edilen hastalarla ilgili veriler; yaş, cinsiyet, hastaneye yatış yılı, hastanede yatış süresi, radyolojik görüntüleme yöntemlerinin [akciğer grafisi, toraks ultrasonografi (USG) ve toraks bilgisayarlı tomografi (BT)] sonuçları, plevral sıvıda saptanan mikrobiyolojik etkenler, plevral sıvının ve serumun biyokimyasal olarak incelenmesi ile elde edilen Light kriterleri, eşlik eden hastalıklar, kullanılan antibiyotikler, uygulanan invaziv işlemler [torasentez, tüp kataterizasyon, tüp kataterizasyon ve fibrinolitik kullanımı ve video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS), dekortikasyon/torakotomi gibi cerrahi işlemler], yoğun bakım ihtiyacı, toplam yatış süresi, mortalite durumu ve komplikasyon varlığı daha önceden hazırlanmış olan olgu rapor formuna kaydedildi. Uygulanan tedavi yöntemleri; akciğer grafisi ve USG'de de saptanan efüzyon miktarına göre belirlenen hastalık şiddetine göre değerlendirildi. İstatistiksel analizler, Windows için SPSS 27.0 yazılım programı kullanılarak, %95 güven aralığında değerlendirilmiş olup p<0,05 değeri anlamlı, kabul edilmiştir. Kategorik değişkenler için tanımlayıcı istatistikler yüzde ve frekans; sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler ortalama, standart sapma, en küçük - en büyük değerler olarak ifade edilmiştir. Sayısal değişkenler için önce Kolmogorov-Smirnov ile normallik testi yapılmıştır. Bu test sonucunda normal dağılıma sahip olmayan ikiden fazla bağımsız grup için; gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olup olmadığının tespiti için Kruskall-Wallis testi, kategorik değişkenler için Ki kare ve Fisher'in Exact testi, iki değişken arasındaki ilişki için ise korelasyon analizi (spearman's rho) kullanılmıştır. Ayrıca tedavi yöntemlerine etki eden faktörlerin tespiti ve bu etkinin ne kadar olduğunun anlaşılabilmesi için Multinominal lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların 113'ü (%55,9) erkek ve 89'u (%44,1) kız olup, hastaların yaş ortalaması 7,2 ± 4,7 yıl (3 ay-17 yıl) olarak saptandı. Hastaların 51'inde (%25,2) eşlik eden kronik hastalık saptanmış olup; en sık eşlik eden hastalık olarak pulmoner hastalıklar (n=13, %25,5), kardiyak hastalıklar (n=11, %21,6) ve nörolojik (n=8, %15,7) hastalıklar saptandı. Tüm hastalara tanı aşamasında akciğer grafisi çekilmiş ve toraks USG uygulanmış olup, 104 (%52) hastada da toraks BT çekildiği görüldü. Plevral efüzyonun miktarı akciğer grafisi bulgularına göre sınıflandırıldığında orta şiddette 58 (%28,7) hasta ve ağır şiddette 101 (%50) hasta; toraks USG bulgularına göre gruplandırıldığında ise orta şiddette 57 (%28,2) hasta ve ağır şiddette 112 (%55,4) hasta saptandı. Tüm hastalara antibiyotik tedavisi uygulandığı görüldü. Uygulanan tedavi yöntemlerinden sadece antibiyotik tedavisi alan 78 (%38,6) hasta olduğu, antibiyotik tedavisine ek olarak 21 hastaya (%10,4) torasentez, 56 hastaya (%27,7) tüp torakostomi, 30 (%14,9) hastaya tüp torakostomi ile birlikte fibrinolitik tedavi ve 17 (%8,4) hastaya ise cerrahi işlem (VATS, torakotomi ve/veya dekortikasyon) uygulandığı görüldü. Antibiyotiklerden en sık sefolosporin grubu (n=136, %67,3) kullanıldığı, 187 (%92,5) hastaya kombine antibiyotik uygulandığı, kombine antibiyotiklerden ise en sık olarak sefalosporin ve klindamisin (n=86, %46) antibiyotiklerinin birlikte kullanıldığı görüldü. Torasentez işlemi uygulanan hastalarda yaş ortalaması 10,2 ± 5,6 yıl olarak saptandı ve bu diğer uygulanan tedavi yöntemleri ile karşılaştırıldığında daha yüksekti (p=0,01). Eşlik eden hastalığı olanlarda uygulanan tedavi yöntemlerinin torasentez (n=13, %61,9) ve cerrahi (n=5, %29,4) tedaviye ihtiyaç duyma olasılığının daha yüksek olduğu, eşlik eden hastalığı olmayan hastalarda ise sadece antibiyotik (n=63, %80,8) tedavisi uygulanma oranının daha yüksek olduğu saptandı (p=0,007). Akciğer grafisinde hastalığın şiddeti arttıkça tüp torakostomi ve cerrahi tedavi uygulanan hastaların arttığı görüldü (p=0,000). Toraks USG'de hastalığın şiddeti arttıkça sırasıyla en yüksek tüp torakostomi, torasentez, fibrinolitik (tüp torakostomi ile birlikte) tedavi ve cerrahi tedavi uygulanan hastaların arttığı görüldü (p=0,000). Hastalığın şiddeti arttıkça cerrahi tedavi, tüp torakostomi, fibrinolitik (tüp torakostomi ile birlikte) tedavi ve torasentez uygulanan hastalarda toraks BT görüntüleme ihtiyacının arttığı görüldü (p=0,000). Hastaların 15'inde (%7,4) komplikasyon geliştiği, en sık görülen komplikasyonun pnömotoraks (n=8, %53,3) olduğu saptandı. Komplikasyon görülme oranı yüksek olan hastaların cerrahi (n=6, %35,2) tedavi ile edilme oranının daha yüksek olduğu (p=0,000), sadece antibiyotik tedavisi başlanan ve torasentez uygulanan hastalarda ise komplikasyon görülmediği saptandı. Hastaların ortalama hastane yatış süresi 20,8 ± 12,9 gün (min: 2 gün, maks: 90 gün) kadardı. Antibiyotik tedavisi uygulanan hastalarda ortalama yatış süresi, diğer uygulanan tedavi yöntemleri ile karşılaştırıldığında en kısa bulundu (p=0,000, 12,1 gün). Cerrahi tedavi uygulanan hastalarda ortalama hastane yatış süresi, diğer uygulanan tedavi yöntemleri ile karşılaştırıldığında en uzun bulundu (p<0,05, 35,4 gün). Efüzyonlu pnömoninin (Parapnömonik plevral efüzyon) tedavisini etkileyen bağımsız değişkenler çok kategorili lojistik regresyon analizi ile %95 güven aralığında incelendiğinde; akciğer grafisinde ve toraks USG'de saptanan efüzyon miktarı, yaş, hastane yatış süresi ve komplikasyon varlığı ile kullanılan tedavi yöntemleri, sadece antibiyotik tedavisi alan hastalar referans alınarak değerlendirildi. Akciğer grafisinde saptanan sıvı miktarı yarısından daha az olanlara göre yarısından daha fazla olan hastalarda torasentez uygulanma olasılığı 1,1 kat, tüp torakostomi uygulanma olasılığı 9,8 kat, tüp torakostomi ile birlikte fibrinolitik tedavi uygulanma olasılığı 7 kat, cerrahi tedavi uygulanma olasılığı 5,3 kat daha yüksek; toraks USG'de efüzyon miktarı 2 cm ve daha küçük olanlara göre 2 cm ve daha büyük olan hastalarda torasentez uygulanma olasılığı 3,8 kat, tüp torakostomi uygulanma olasılığı 7 kat, tüp torakostomi ile birlikte fibrinolitik tedavisi uygulanma olasılığı 3,3 kat, cerrahi tedavi uygulanma olasılığı ise 1,7 kat daha yüksek görüldü. Hastaların yaşı bir yıl arttığında torasentez olma olasılığının 1,1 kat arttığı saptandı. Hastaların torasentez uygulanma olasılığı 1,24 kat, tüp torakostomi uygulanma olasılığı 1,24 kat, tüp torakostomi ile birlikte fibrinolitik tedavi uygulanma olasılığı 1,19 kat, cerrahi tedavi uygulanma olasılığı 1,29 kat arttıkça hastanede yatış süresinin bir gün arttığı saptandı. Komplikasyon gelişen hastalarda gelişmeyenlere göre tüp torakostomi uygulanma olasılığı 1,2 kat, tüp torakostomi ile birlikte fibrinolitik tedavisi uygulanma olasılığı 1,1 kat, cerrahi tedavi uygulanma olasılığı 5,3 kat daha yüksek saptandı. Sonuç: Efüzyonlu pnömoni tanılı hastalarda klinik, laboratuvar ve radyolojik görüntüleme yöntemlerinin sistematik incelenmesi, tanı ve tedavi yöntemlerinin etkinliğini değerlendirmeye olanak tanımaktadır. Araştırma sonuçları, yaş, plevral efüzyon miktarı ve invaziv tedavi yöntemlerinin hastaların klinik sonuçları üzerinde önemli etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Erken tanı ve uygun tedavi uygulamalarının hastane yatış sürelerini ve komplikasyon riskini azaltabileceği düşünülmektedir. Bu yaklaşım, morbidite ve mortalitenin azaltılmasına katkıda bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: pediatrik efüzyonlu pnömoni, ampiyem, klinik sonuçlar