Gonadotrop adenomlu hastalarda preoperatif ve postoperatif metabolik ve kardiyovasküler parametrelerin karşılaştırılması


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: BURAK ÖZMEN

Danışman: Fatma Dilek KAHRAMANCA

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Hipofiz adenomları, primer beyin kitlelerinin %15'lik kısmını oluşturan iyi huylu tümörlerdir ve gelişen görüntüleme yöntemleri nedeniyle bu adenomların tanı sıklığı giderek artmaktadır. Adenomların bir kısmı, aşırı hormon salgısına neden olup buna bağlı semptomlara yol açarak tanı almaktayken, diğer kısmı ise kliniğe yol açmayacak düzeyde hormon salgısı yaparak veya hiç hormon salgısı yapmayarak (nonfonksiyone) sessiz kalmaktadır. Bu sessiz adenomlar genellikle kitle etkisine bağlı semptom ve bulgulara neden olarak tanı alabildikleri gibi, başka bir sebeple yapılan görüntüleme sırasında rastlantısal olarak ta tanı alabilmektedir. Gonadotrop adenomlar, hipofiz adenomlarının %15 ila %40'ını oluşturur. Çoğunlukla hormonları verimsiz şekilde üretip salgılamaları nedeniyle nonfonksiyone adenom kliniğinde seyrederler. Cerrahi olmaksızın kesin tanılarının konması zordur. Bu çalışmada gonadotrop adenom tanısı olan hastalarda kardiyometabolik risk faktörlerinin belirlenmesi, preoperatif ve postoperatif dönemdeki kardiometabolik parametrelerinin değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu gözlemsel retrospektif çalışmada 01.05.2019 ile 01.08.2024 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nde endoskopik transsfenoidal yaklaşımla hipofiz adenom cerrahisi geçiren hastaların verilerine ulaşılarak, histokimyasal ve immunohistokimyasal yöntemlerle gonadotrop adenomu tanısı almış olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Gebe, <18 yaş veya daha önce hipofiz cerrahisi geçiren hastalar çalışmaya alınmadı. Çalışmaya dahil edilen hastaların demografik verileri (yaş, cinsiyet, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), sigara kullanımı), tetkik gerekçesi, tanı anındaki komorbid hastalıkları (tip 2 diyabetes mellitus (DM), hipertansiyon (HT), kardiyovasküler hastalık (KVH)), preoperatif ve postoperatif dönemdeki boy, kilo, sistolik ve diyastolik kan basıncı, glukoz, kreatinin, alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST), hemoglobin A1c (HbA1c), lipid paneli (total, düşük dansitede lipoprotein (LDL) ve yüksek dansitede lipoprotein (HDL) kolesteroller ve trigliserid), hipofiz hormonları (adrenokortikotropik hormon (ACTH), kortizol, folikül stimulan hormon (FSH), lüteinizan hormon (LH), büyüme hormonu (GH), prolaktin (PRL)) ve hedef hormonların (serbest T3 (sT3), serbest T4 (sT4), estradiol, progesteron, total ve serbest testosteron, kortizol, insülin benzeri büyüme faktörü (IGF-1)) düzeyleri kaydedildi. Ayrıca, hastaların hipofiz manyetik rezonans (MR) verilerinden lezyonun boyutu, tipi, lokalizasyonu, Knosp skoru not edildi. Lezyonların histopatoloji ve immünhistokimya sonuçları patoloji raporları incelenerek kayıt edildi. Hastaların mortalite bilgileri Ankara Bilkent Şehir Hastanesi hasta kayıt sisteminden ve hastanede bulunan hasta arşiv dosyalarından elde edildi. Postoperatif takip süresi, operasyon ile hastanın son başvuru tarihleri arasında geçen sürenin ay cinsinden hesap edilmesi sonrası kaydedildi. Postoperatif 6. ay ve 12. ay verilerine ulaşılarak hastaların biyokimyasal ve hormonal verileri, Tip 2 DM, HT ve KVH ile ilgili verileri ve hipofizer yetmezlik durumuna ilişkin veriler kaydedildi. Elde edilen veriler yardımı ile 10 yıllık tahmini KVH riski, Sistematik Koroner Risk Hesaplama (SCORE-1, SCORE-2) ve Amerikan Kardiyoloji Koleji/Amerikan Kalp Birliği Aterosklerotik KVH ((ACC\AHA) ASCVD) risk skorları hesaplandı. Preoperatif, postoperatif 6. ay ve postoperatif 12. aydaki hasta verileri, risk skoru gruplarına göre kıyaslandı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların %37,2'si kadın, %62,8'i erkek olup, ortalama yaş 55,8 ± 12,4 yıl idi. Preoperatif dönemde, erkek hastalarda Knosp skoru 3-4 olan lezyonların kadın hastalara kıyasla daha sık izlendiği tespit edildi (p=0.005). Preoperatif dönemde kardiyovasküler risk skorları incelendiğinde, SCORE1'e göre hastaların %51,8'i, SCORE2'ye göre %31,7'si, ACC/AHA ASCVD skoruna göre ise %59,2'si yüksek ve çok yüksek riskli grupta yer aldığı tespit edildi. Hastaların %63,7'sinde en az bir kronik hastalık mevcuttur. En sık görülen kronik hastalıklar; HT (%38,9), Tip 2 DM (%30,1) ve hiperlipidemi (%21,2) idi. Çalışmaya dahil edilen hastaların 19'unun (%16,8) ailesinde KAH öyküsü mevcuttu. Medyan VKİ 29.1 kg/m² olarak saptandı. Değerlendirme yapılabilen 95 hastanın %31,6'sında metabolik sendrom mevcuttu. Postoperatif dönemde hastaların kardiyometabolik risk profillerinde belirgin iyileşmeler gözlendi. SCORE1, SCORE2 ve ACC/AHA-ASCVD 10 yıllık KVH risk skorlarında anlamlı azalmalar mevcuttu (hepsi için p<0.001). Lipid profili değerlendirmesinde; total kolesterol, LDL-kolesterol ve trigliserid düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüşler saptandı (hepsi için p<0.001). HDL düzeylerinde ise anlamlı bir değişiklik izlenmedi (p=0.06). HbA1c düzeylerinde de postoperatif dönemde anlamlı azalma kaydedildi (p<0.001). HbA1c'deki iyileşme hem diyabetik hem de diyabetik olmayan alt gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.006, p=0.004). Postoperatif dönemde adrenal yetmezlik (p<0.001), sekonder hipotiroidi (p=0.04), sekonder hipogonadizm (p<0.001) ve GH eksikliği (p<0.001) sıklığı azaldı. PRL düzeylerinde cerrahi sonrası anlamlı bir azalma (p<0.001) olurken, IGF-1 düzeylerinde ise anlamlı bir artış gözlendi (p=0.02). Ayrıca TSH (p=0.004) ve sT4 düzeylerinde ise anlamlı yükselme (p=0.003) izlendi. Erkek hastalarda total testosteron düzeylerinde anlamlı artış saptandı (p<0.001). Sonuç: Transsfenoidal cerrahi uygulanan gonadotrop hipofiz adenomlu hastalarda, hipofizer hormon parametrelerinin yanı sıra kardiyovasküler risk skorları, lipid profili ve HbA1c'de preoperatif döneme göre belirgin derecede anlamlı düzelmeler görülmüştür. Gonadotrop adenomların cerrahi tedavisi yalnızca hormonal sistem üzerinde değil, kardiyometabolik olarak ta olumlu sonuçlara neden olmaktadır. Uygun hastaların cerrahi tedavisi, KVH riskinde azalmaya katkıda bulunabilir.