İnvaziv meme tümörlerinde CD34 ekspresyonu ile hormon reseptörleri, lenfovasküler invazyon ve SISH'in karşılaştırılması
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2021
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: İPEK ÖZER
Danışman: Hatice KARAMAN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Meme karsinomu kadınlarda en sık görülen malignitedir. Son yıllarda çoğu düşük ve orta gelirli ülkede meme kanseri insidans oranları artmaktadır. Meme kanserinden ölüm riski yıllarca sabit iken, 1994'ten bu yana mammografik tarama ve daha etkili tedavi yöntemlerine bağlı kademeli olarak %30'dan yaklaşık %20'ye düşmüştür. Meme kanseri de diğer kanserler gibi klonal proliferasyon sonucu oluşur. Bu klonal proliferasyon ailesel genler ve hormonal maruziyetten etkilenen multipl genetik anomali sonucudur. Anjiyogenez vaskülogenezin erken safhasında oluşan, önceden varolan damarlardan yeni kan damarlarının oluştuğu fizyolojik bir süreçtir. Anjiyogenezin tümör büyümesindeki temel rolü ilk kez 1971'de, Judah Folkman tarafından dile getirilmiştir. Tümör büyümek için besin maddeleri ve oksijeni alıp, hücre atıklarını götürecek yapılara ihtiyaç duyar. Bu gereksinimlerini karşılamak için damar proliferasyonunu sağlayarak, kendilerine bir damar ağı oluştururlar. Bir tümörün anjiyogenik aktiviteye sahip olması, başka özellikleri de beraberinde getirir. En önemlileri hızlı büyüme kapasitesi, artmış invazyon kapasitesi, artmış metastaz potansiyelidir. Çeşitli kanser türlerinde, tümör mikrodamar yoğunluğunun prognostik değerini ortaya koyan birçok çalışma yapılmıştır. Yaptığımız çalışmada CD34 ile mikrodamar yoğunluğunu değerlendirerek; yaş, lokalizasyon, ER/PR ve Cerb B2 (HER 2) ekspresyonu, tümör çapı, histolojik grade, perinöral ve lenfovasküler invazyon, metastatik lenf nodu sayısı, SISH (Silver in Situ Hibridizasyon) ve Ki-67 proliferasyonu ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmaya 2016-2020 yılları arasında Kayseri Şehir Eğitim Araştırma Hastanesi Patoloji Kliniğinde invaziv meme karsinomu tanısı alan 150 olgu dahil edildi. Olguların patoloji raporunda belirtilen blokları ve hematoksilen eozin boyalı preparatları arşivden çıkarılarak yeniden değerlendirildi. Tümörü en iyi temsil eden blok immunhistokimyasal çalışma için ayrıldı. Olguların patoloji rapor verilerinden gerekli parametreler kaydedildi. Çalışmanın ikinci aşamasında CD 34 immunhistokimyasal boyası seçilen blokta çalışıldı. Bulgular: CD34 pozitifliğinin %15'e eşit, düşük ve %15'den fazla olduğu gruplamaya göre istatistiksel olarak yaş, lokalizasyon, SISH, ER, PR, Ki67, metastatik lenf bezi tutulumu, lenfovasküler invazyon, CerbB2, tümör çapı, histolojik evre ve perinöral invazyon frekansları açısından Pearson Ki-kare testi ile karşılaştırma yapılmıştır. CD34 ekspresyonu ile hormon reseptörlerinden ER ve lenfovasküler invazyon arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Yaş grubuna göre incelendiğinde tümör çapı ile yaş arasında istatistiksel anlamlı ilişki görülmüştür. Buna göre 50 yaş üzeri hastalarda tümör çapı 2 cm'den daha büyük bulunmuştur. Hormon reseptörlerine bakıldığında, PR pozitif olan vakalarda ER pozitif olduğu, PR pozitif ER negatif vaka olmadığı yönünde anlamlı ilişki görülmüştür. Bununla birlikte ER negatif olgularda Ki67 proliferasyon indeksi >%30 olduğu, histolojik grade arttıkça Ki67 yüzdesinin arttığı, lenfovasküler invazyon durumu negatif olanlarda Ki67 proliferasyon indeksinin <%10 olduğu, pozitif olanlarda Ki67 proliferasyon indeksinin arttığı, Ki67 proliferasyon indeksindeki artış ile CerbB2 pozitifliği arasında istatistiksel anlamlı ilişki görülmüştür. Bununla birlikte histolojik grade 2 olan hastalarda lenfovasküler invazyon durumunun hem pozitif hem de negatif olarak yakın dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Histolojik grade 1 hastalarda perinöral invazyonun olmadığı, histolojik grade arttıkça perinöral invazyon varlığının da arttığı yönünde fark bulunmuştur. Sonuç: Son yıllarda, kanser araştırmalarında tümör anjiyogenezinin tümör gelişimindeki önemli rolünün ve dolayısıyla kanser tedavisi için antianjiyogenik tedavinin öneminin açıklığa kavuşturulması alanında önemli bir ilerleme olmuştur. Bu araştırma, CD34 ekspresyonunun mikrovasküler dansite ile ilişkili klinik ve hormon reseptörü değişkenleri ve SISH bulgusu ile karşılaştırıldığı ilk araştırma olup özgünlük açısından literatüre katkı sağlamaktadır. Araştırma bulgularının genel anlamda literatür ile uyumlu olması da araştırmanın bir başka güçlü yönünü teşkil etmektedir