HIV enfeksiyonu olan hastalarda hbsag ve anti-hcv seroprevalansının araştırılması
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL ŞİŞLİ HAMİDİYE ETFAL SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, ENFEKSİYON HASTALIKLARI VE KLİNİK BAKTERİYOLOJİ ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2017
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: MEYHA ŞAHİN
Danışman: Mustafa YILDIRIM
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Giriş: Ortak bulaş yolları nedeniyle HIV, HBV ve HCV birlikteliğine sık rastlanmaktadır. Ülkemizde AIDS insidansı yüzbinde 0.11, HBsAg seroprevalansı %4.5 civarındadır. HCV enfeksiyonunun ise bölgelere göre değişmekle birlikte %1 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bizim çalışmamızda bir eğitim araştırma hastanesinde 17 yıl boyunca takip edilen 611 HIV ile enfekte hastanın HBsAg ve Anti-HCV seroprevalansının araştırılması ve bu hastaların risk faktörlerine göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızdaki veriler Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği'nde Mart 1999-Mart 2016 yılları arasında polikliniğe başvuran ve poliklinikten takip edilen 611 HIV/AIDS hastasının dosyalarının retrospektif olarak incelenmesi ile elde edilmiştir. HIV ile enfekte hastalarda HBsAg ve anti-HCV seroprevalansı araştırıldı. HBsAg pozitif olan hastalar HIV/HBV koenfeksiyonu, anti-HCV ve HCV RNA sonucu pozitif olan hastalar HIV/HCV koenfeksiyonu, izole anti-HBcIgG pozitifliği olan hastalarda bakılan HBV DNA sonucu pozitif saptanan hastalar ise okült hepatit B enfeksiyonu olarak tanımlandı. HIV ile koenfekte HIV ile monoenfekte hastalar, HIV/HBV koenfekte hastalar, HIV/HCV koenfekte hastalar demografik özellikleri ve risk faktörleri açısından ayrı ayrı incelendi ve birbiri ile kıyaslandı. Bulgular: Çalışmaya alınan 611 hastanın 82 (%13.4)'si kadın, 529 (%86.6)'u erkek idi. Hastaların yaş ortalaması 37,0±11,2 (16-83) olarak saptanırken ve hastaların 1/3'ünden fazlası 30-39 yaş arasında idi. Olguların %43.7 (236)'sinde homoseksüel temas öyküsü vardır. HIV/HBV koenfeksiyon oranlarına bakıldığında hastaların %5.8'inde HBsAg pozitif iken %14.7'sinde izole Anti-HBcIgG pozitifliği saptandı. İzole anti-HBcIgG pozitif bulunan bu grupta HBV DNA pozitiflik oranı ise %8.7 saptandı. Hastaların %2 (11)'sinde anti-HCV pozitif iken HCV RNA pozitifliğine %0,9 (5) hastada rastlandı. Sadece damar içi uyuşturucu madde kullanan grupta HIV/HCV koenfeksiyonu monoenfekte hastalar ile kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p<0.001). Tartışma: HIV ile enfekte bireylerde bulaş yollarının benzerliği nedeniyle HBV ve/veya HCV koenfeksiyonları sıklıkla görülmekte ve normal popülasyona göre daha yüksek oranlarda rastlanmaktadır. Çalışmamızda saptamış olduğumuz HIV ile enfekte hastalarda HBV koenfeksiyonu sıklığı ülkemiz genel popülasyonundan daha yüksek oranlardadır HCV koenfeksiyonu sıklığı ise benzer oranlarda saptandı. İzole anti-HBcIgG pozitifliği ve okült hepatit oranlarında da genel popüşlasyona göre artış olduğu izlendi. Ortak bulaş yollarına sahip bu patojenlerin HIV ile enfekte hastalarımıza bulaşından; cinsel temasın baskın bulaş şekli olması ve damar içi uyuşturucu madde kullanımı sıklığının düşük olması ön planda sorumlu tutuldu. Nitekim, hastalarımızdan damar içi uyuşturucu madde kullanan grupta HIV/HCV koenfeksiyonu HIV ile monoenfekte hastalardan anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Sonuç: HIV enfeksiyonunun HBV ve HCV enfeksiyonlarının seyri üzerine olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir. HCV enfeksiyonunda kürün sağlandığı günümüzde hem HIV hem de HBV enfeksiyonunda başarılı şekilde supresyon sağlanmaktadır. HIV ile enfekte hastalarda bu koenfeksiyonların saptanması ve tedavisi, HBV ile koenfekte olmayan kişilerin de aşılanması için HBV ve HCV enfeksiyonları taramasının yapılması önemlidir.