İleri evre meme kanserlerinde CDK 4/6 inhibitörlerinin sağkalıma katkısı
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ADANA TIP FAKÜLTESİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ELİF ŞEYMA OVALI
Danışman: Berna BOZKURT DUMAN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Meme kanseri, dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen malign neoplazilerden biridir ve global kanser yükü içerisinde önemli bir paya sahiptir. Bu yüksek insidans nedeniyle, hastalığın erken tanısı ve etkili tedavi stratejilerinin uygulanması büyük önem arz etmektedir. Özellikle metastatik evreye ulaşan hastalarda, geleneksel endokrin tedavilere direnç gelişmesi tedavi başarısını sınırlayan temel faktörlerden biridir. Ancak son yıllarda geliştirilen yeni nesil sistemik tedavi ajanları, bu hasta grubunda sağkalımı anlamlı düzeyde artırmıştır. Bu kapsamda, hücre döngüsü düzenleyicileri arasında yer alan siklin bağımlı kinaz 4/6 (CDK4/6) inhibitörleri, östrojen reseptörü (ER) pozitif ve HER2 negatif metastatik meme kanseri (MMK) alt tipinde, endokrin tedavi ile kombine edilerek kullanılmakta ve günümüzde birinci basamak tedavi seçeneği olarak klinik kılavuzlarda yer almaktadır. CDK4/6 inhibitörlerinin palbosiklib, ribosiklib ve abemasiklib gibi farklı formları, yapılan faz III klinik çalışmalarla progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalım üzerinde anlamlı katkı sağlamıştır. Çalışmamızda Adana Şehir Hastanesi Tıp Fakültesi'nde 01.01.2019-01.01.2023 tarihleri arasında meme kanseri tanılı, CDK 4/6 inhibitörü ilaçları kullanan 199 hastayı retrospektif olarak inceledik. Bu çalışmamızda hastalarımızın ribosiklib ve palbosiklib kullanımlarına göre patolojik durumlarını, hormon reseptör pozitifliği ve ki-67 oranı, metastaz durumlarını, menopoz-premenopozal dönemlerini, OS ve PFS sürelerini değerlendirilerek literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. 199 hastada; 122 hasta palbosiklib, 77 hasta ribosiklib kullanmıştır. Hastaların yaş ortalaması 58,9±12,9 (Med: 58) yıl idi. Beraber kullanılan hormonterapi bulguları sırasıyla 4'ünde (% 2) anastrazol, 62'sinde (% 31,2) Fulvestrant, 131'inde (% 65,8) Letrozol, ikisinde (% 1) ise Tamoxifen kullanıldığı tespit edildi.CERB2 hastaların tamamı negatifti. ER% ortalaması 81,3±21,7 (Med: 90), PR% ortalaması 59,6±32,7 (Med: 70), Ki67% ortalamasının ise 24,3±18,8 (Med: 20) olduğu tespit edildi. Patolojik alt tip bulguları sırasıyla 83'ünde (% 41,7) diğer, 94'ünde (% 47,2) İnvaziv Duktal Karsinom, 22'sinde (% 11,1) Lobüler Duktal Karsinom tespit edildi. Uzak organ metastazı hastaların 181'inde (% 91) kemikte, 96'sında (% 48,2) akciğerde, 133'ünde (% 66,8) karaciğerde, 18'inde (% 9) beyin, 15'inde (% 7,5) ise diğer bölgelerde metastaza rastlanıldı. Metastatik bölge sayısı ortalaması 1,99±0,8 (Med: 2), tanıdan metastatik evreye kadar geçen süre ortalaması 50,9±34,2 (Med: 45,8) ay; tanıdan sonra ilaç kullanım süresinin ise 30,9±35,9 (Med: 16,6) ay olduğu tespit edildi. Palbociclib kullanılan hastaların yaş ortalaması, Ribociclib kullanılan hastalara göre daha yüksek idi (p=0,016). Cinsiyet değişkeni ile ilaç grupları arasında ise anlamlı bir farklılığa rastlanılmadı (p>0,05). Hastaların ortalama sağkalım süresi 43,5±1,5 ay idi. Premenopozal olan hastalarda, postmenopozal olan hastalara göre ortalama sağkalım süresi daha düşük bulundu (p=0,040). Hastaların hastalıksız ortalama sağkalım süresi 14,9±1,3 ay idi. Sonuç olarak her iki grup arasında hormon reseptör düzeyleri (ER%, PR%), proliferasyon indeksi (Ki-67%), kullanılan hormonoterapi ajanları, metastatik tutulum bölgeleri (kemik, karaciğer, akciğer) ve visseral hastalık varlığı açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Ortalama sağkalım süresi, her iki tedavi kolunda benzer düzeyde saptanmıştır. Ribociclib grubunda ortalama sağkalım 44,6 ± 2,4 ay, Palbociclib grubunda ise 41,8 ± 1,9 ay olarak belirlenmiştir. Bu bulgular, CDK4/6 inhibitörlerinin sağkalım ve klinik etkinlik açısından birbirine yakın sonuçlar verdiğini göstermektedir. Bu nedenle, tedavi seçiminde ilaca erişim imkânı, hastanın klinik ve demografik özellikleri gibi bireysel faktörler belirleyici olabilir. Elde ettiğimiz veriler diğer çalışma verileriyle de örtüşmekte olup çalışmamızın literatüre katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.