Aort darlığına perkütan/cerrahi müdahale edilmiş hastalarda plazma tam kan viskozitesinin değişimi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL KARTAL KOŞUYOLU YÜKSEK İHTİSAS SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2024
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: ZEYNEP ESRA GÜNER
Danışman: Regayip ZEHİR
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Aort kapak darlığı (AD), yaşlı popülasyonda sık görülen bir kalp kapak hastalığıdır ve yüksek morbidite ve mortalite ile ilişkilidir. AD'nin mekanizması hala tam olarak anlaşılamamış olup, farmakoterapi ile ilerlemesini engelleyen kesin bir tedavi kanıtlanmamıştır. Bu nedenle, cerrahi aort kapak replasmanı (SAVR) veya transkateter aort kapak implantasyonu (TAVI) hala AD'nin etkili tedavi yöntemleri olarak kabul edilmektedir. Aort kapak darlığı, temelde "dejeneratif" bir süreç değil, aksine kapak matriksi içinde kalsifikasyona ve kemikleşmeye yol açan ilerleyici bir iltihabi sürecinin bir sonucudur. Dejeneratif aort kapak darlığının patobiyolojisi karmaşıktır. Fibrozis, inflamasyon, oksidatif stres, anjiyogenez, kanama ve osteojenik diferansiyasyon gibi çeşitli özellikleri içerir. AD hastalarında, nörohormonal düzenleme, inflamasyon, mineral metabolizması, kalsifikasyon, hücre dışı matriks yeniden yapılanması, fibrozis, anjiyogenez ve renal disfonksiyon gibi farklı biyolojik yolaklara ait çeşitli protein yapılı biyolojik belirteçlerin artmasına bağlı olarak LSR ve HSR artışı güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiştir. Tam kan viskozitesi (WBV), endotel kayma stresini, endotel iltihabını ve vasküler yeniden yapılanmayı teşvik edebilir ve aterosklerotik süreci hızlandırabilir. Ateroskleroz ve AD'deki iltihabi, kalsifik ve fibrotik patogenez benzerdir. Hem düşük kayma hızı (LSR) hem de yüksek kayma hızı (HSR) tam kan viskozitesi ile AD şiddeti arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Yaptığımız çalışmadaki amacımız, bir inflamatuar belirteç olarak kabul edilen tam kan viskozitesinin, aort darlığı vakalarında perkütan ve cerrahi olarak müdahale sonrası nasıl bir değişim gösterdiğini tespit etmektir. Böylece aterosklerotik risk faktörü bulunan yüksek riskli aort darlığı hastalarında tedavinin erken belirlenmesinde yardımcı bir parametre olarak kullanılması amaçlanmaktadır. Gereç ve yöntem: Çalışma hastane tabanlı, tek merkezli, gözlemsel, kesitsel ve retrospektif olarak düzenlendi. 2019-2022 yılları arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma hastanemizde biyoprotez AVR/TAVI yapılan 18 yaş üstü rutin poliklinik kontrollerine gelen kriterlere uygun 200 hasta dahil edilmiştir. Biyoprotez AVR ile TAVI öncesi ve 3 ay sonrası tam kan viskozitesi, HCT (%) ve total plazma protein konsantrasyonu (g/dL) kullanılarak hem LSR (0.5 s -1) hem de HSR (208 s-1) De Simone ve arkadaşlarının doğrulanmış formülleri ile hesaplandı. HSR (208 s -1) = (0.12 × hematokrit) + 0.17 (total protein- 2.07) LSR (0.5 s -1) = (1.89 × hematokrit) + 3.76 (total protein- 78.42) Bulgular: Aort kapak alanı ile HSR arasında orta derecede negatif bir korelasyon gözlenmiştir (r =-0.340, p <0.01). Aort kapak alanı küçüldükçe HSR kan viskozitesi artmıştır. Aort kapak alanı ile LSR arasında da orta derecede negatif bir korelasyon gözlenmiştir (r =-0.358, p <0.01). Aort kapak alanı küçüldükçe LSR kan viskozitesi artmıştır. HSR viskozite değerleri, preoperatif dönem ile 3 ay sonrası arasında ortalama olarak 0.95 ± 0.31 birim düşmüştür. Bu azalma istatistiksel olarak anlamlıdır (t = 43.65, df = 199, p <0.001). LSR viskozite değerleri ise preoperatif dönem ile 3 ay sonrası arasında ortalama olarak 18.92 ± 6.32 birim düşmüştür. Bu da istatistiksel olarak anlamlıdır (t = 42.3, df = 199, p <0.001). TAVI ve bAVR grupları arasında preoperatif ve 3 ay sonrası viskozite değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Sonuç: Hem TAVI hem de bAVR grupları arasında, preoperatif dönem ile 3 ay sonrası HSR ve LSR tam kan viskozitesi değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir azalma gözlenmiştir. Bu azalmanın en büyük sebebi, albümin dışı proteinlerin düşmesi olarak belirlenmiştir. Preoperatif ve 3 ay sonrası tam kan viskozite değerleri karşılaştırmasında, TAVI ve bAVR grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermemiştir. Aort darlığına müdahale sonrası protein yapılı biyobelirteçlerin azalmasının, tam kan viskozite değerlerindeki değişimin nedeni olduğunu düşünmekteyiz. Bu çalışmada, aort kapak darlığı hastalarında tam kan viskozitesinin önemli bir parametre olduğunu gösterdik. Bu bulgular, AD hastalarında tedavinin erken belirlenmesinde tam kan viskozitesinin kullanılabilirliğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Aort darlığı, tam kan viskozitesi, TAVI, bAVR