Yenidoğan sarılıklarında uygulanan fototerapinin oksidatif stres göstergesi olan monosit/yüksek yoğunluklu lipoprotein oranı üzerine etkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA KEÇİÖREN SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2020

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ABDULLAH EREN YİĞİTOĞLU

Danışman: Fatih Mehmet KIŞLAL

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Bu çalışmanın amacı; artmış monosit yüksek yoğunluklu lipoprotein oranının (M/HDL) fototerapi öncesi ve sonrası düzeylerini inceleyerek, hem fototerapinin oksidatif stres oluşturduğunu göstermek, hem de M/HDL'nin klinik kullanıma girmesini sağlamaktır. Gereç ve Yöntemler: Prospektif olarak yapılan çalışmamıza Mayıs 2019- Şubat 2020 tarihleri arasında Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pediatri Kliniği Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'ne sarılık nedeniyle başvuran postnatal ≤10 gün, term ve Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) kriterlerine göre fototerapiye ihtiyaç duyan 42 hasta dahil edilmiştir. Preterm yenidoğanlar, >10 gün term yenidoğanlar, enfeksiyon şüphesi olan ve aktif enfeksiyon geçiren hastalar, direkt bilirübin yüksekliği olan hastalar, şiddetli hemolizi olan hastalar, konjugasyon bozukluğu olan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Hastalardan fototerapi öncesinden ve sonrasında tam kan sayımı, total serum bilirubini (TSB) ve HDL çalışılmıştır. Tam kan sayımındaki monosit ve HDL oranlanmış, sonuçta M/HDL değeri bulunmuştur. Bulgular: Çalışma kriterlerimize uygun olarak yoğun bakım ünitesinden 42 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 5.0±2.0 gün ve %59.5'i kız, %40.5'i erkek idi. Doğum haftaları 38.5±1.3 hf idi. Fototerapi sonrası bakılan TSB düzeyleri, fototerapi öncesi bakılan TSB düzeylerine göre anlamlı ölçüde düşük saptandı (tedavi öncesi 17.8±3.5 mg/dl, tedavi sonrası 10.3±2.0 mg/dl , p<0.001). HDL düzeylerinde tedavi sonrası artış saptandı(tedavi öncesi 35.6±11.6 mg/dl, tedavi sonrası bakılan HDL 36.4±12.2 mg/dl, p: 0.324). Monosit düzeylerinde de tedavi tedavi sonrası artış saptandı (tedavi öncesi 1.2±0.4 10³/mm³, tedavi sonrası 1.3±0.4 10³/mm³, p: 0.661). Ancak her iki parametrenin artışı da istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmedi. M/HDL'de tedaviden sonra bir artış ya da azalma görülmedi (tedavi öncesi 0.37±0.01, tedavi sonrası 0.37±0.01, p: 0.896). Çalışmaya dahil edilen hastalar kız ve erkek olara gruplandırılıdında her iki grup arasında tedavi öncesi ve sonrası laboratuvar parametreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda Fototerapinin literatürle ve klinik verilerle uyumlu olarak fototerapi sonrası anlamlı ölçüde azaldığı gözlendi. Oksidan ve proinflamatuvar olduğu bilinen monositlerin, oksidatif stres etkisi oluşturduğu bilinen fototerapi etkisiyle artış gösterdiği saptanmıştır. HDL'nin artmış olduğu ve M/HDL oranının değişmediği gözlenmiştir. Antioksidan olan bilirubinin düşmesi ve oksidan olan fototerapinin varlığı, doğal olarak dengeleyici maddelerin artması şeklinde etki göstermiş ve bu dengeleyici maddenin HDL olduğu düşünülmüştür. Monosit düzeyi artışının ve HDL düzeyi artışının M/HDL oranının sabit kalmasına sebebiyet verdiği düşünülmektedir. Daha geniş hasta popülasyonu ve geliştirilmiş yöntemlerle bu konunun ileri araştırmalara ihtiyacı olduğunu düşünmekteyiz.