Açık kalp cerrahisi sonrası postoperatif erken dönemde gelişen minimal plevral efüzyonların yönetimi
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İSTANBUL DR. SİYAMİ ERSEK GÖĞÜS KALP VE DAMAR CERRAHİSİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2022
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: KEMAL DEMİRCAN
Danışman: Bülent AYDEMİR
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Açık kalp cerrahisi sonrası erken dönemde gelişen minimal plevral efüzyon, sık görülen postoperatif pulmoner komplikasyonlardan biri olarak kabul edilmektedir. Hastalarda göğüs ağrısı ve solunum sıkıntısı gibi semptomlara da yol açabilen bu tablonun tedavisine karar verme konusunda çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı plevral efüzyonun cerrahi drenajla tedavi edilmesi ile medikal olarak takip edilmesinin plevral efüzyonun seyri esnasındaki özellikleri ile kıyaslanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniği'nde Temmuz 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında açık kalp cerrahisi prosedürleri uygulanmış 856 hasta tespit edilerek retrospektif olarak hasta dosyaları ve hastane otomasyon sistemi kullanılarak değerlendirildi. Açık kalp cerrahisi sonrası postoperatif radyolojik ve laboratuvar inceleme tetkikleri incelendi. Uygulanmış ise plevral efüzyon drenajı amaçlı cerrahi işlem verileri toplandı. Hastane yatışı sonlanmasını takiben poliklinik kontrol başvurusu verileri incelendi. 856 hasta içerisinde postoperatif plevral efüzyon gelişmemiş olan, gelişmiş plevral efüzyon boyutları minimal olmayan (kalp teleradyogramda etkilenen hemitoraksın geometrik olarak %25'inden fazlası), kardiyak ejeksiyon fraksiyonu (EF) %45'in altında olan, plevral efüzyondan bağımsız ek klinik anormallikler sonucu yatış süresi uzayan ve exitus olan 741 (%86,5) hasta tespit edilerek çalışma grubuna alınmadı. Sonuç olarak açık kalp cerrahisi uygulanmış ve postoperatif erken dönemde minimal plevral efüzyon gelişmiş olan, 30-86 yaş arası toplam 115 hasta çalışmaya dahil edildi. 115 hastalık çalışma popülasyonu medikal takip grubu ve cerrahi drenaj grubu olarak ayrılarak cinsiyet, yaş, uygulanan açık kalp cerrahisinin türü, Charlson Komorbidite İndeksi, ameliyatta takılmış drenlerinin çekilme zamanı, plevral efüzyonun başlama zamanı, plevral efüzyonun gelişme tarafı, YBÜ'den çıkış günü, hastanede yatış günü ve hastaların taburculuk sonrası poliklinik kontrolünde plevral efüzyonun seyri parametreleri ile incelendi. Veriler IBM SPSS Statistics 23 programına aktarılarak incelendi. Kategorik değişkenler için frekans dağılımı (sayı, yüzde), sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum) verildi. Gruplar arasındaki farklılıklarının incelenmesinde bağımsız örneklem T-testi'nden, kategorik değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesinde ise Pearson Ki-kare Testi'nden yararlanıldı. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 kabul edildi. Bulgular: Toplam 115 hastada açık kalp cerrahisi sonrası postoperatif erken dönemde minimal plevral efüzyon geliştiği tespit edildi. Hastaların 61'inin KABG, 42'sinin kalp kapak cerrahisi, 12'sinin eş zamanlı KABG ile kalp kapak cerrahisi geçirmiş olduğu görüldü. 103 hastaya plevral efüzyon sebebiyle cerrahi drenaj uygulanmamış iken 12 hastaya plevral drenaj kateteri veya tüp torakostomi uygulanmış olduğu tespit edildi. Cerrahi drenaj grubunda medikal tedavi grubuna kıyasla hastaların daha ileri yaşta oldukları izlendi (p = 0,22). Medikal takip grubundaki hastaların ameliyat drenlerinin cerrahi drenaj grubundaki hastalara kıyasla ameliyat sonrası daha erken dönemde sonlandırılmış olduğu tespit edildi (p = 0,003). Gruplardan bağımsız dreni erken dönemde (ilk üç gün) sonlandırılan hastalarda, plevral efüzyonun postoperatif ilk üç gün içerisinde daha sık geliştiği tespit edildi (p < 0,001). Medikal takip grubunda sol plevral efüzyonun daha sık izlendiği görüldü (p = 0,004). KABG prosedürü içeren ameliyatlarda sol plevral efüzyon gelişimi daha sık tespit edildi (p = 0,009). Toplam hastanede yatış süresi medikal takip grubunda daha kısa olarak izlendi (p < 0,001). Plevral efüzyonun taburculuk sonrası ilk poliklinik kontrol randevusunda gösterdiği seyir açısından iki grup arasında bir fark saptanmadı (p = 0,097). Sonuç: Açık kalp cerrahisi sonrası erken dönemde gelişen minimal efüzyonlara yaklaşım tercihinin çoğunlukla medikal takip olduğunu gördüğümüz bu araştırmamızda preoperatif komorbiditesi bulunmayan, ameliyat drenleri daha erken sonlandırılabilmiş, minimal sol plevral efüzyon gelişmiş olan hastalar için bu kararın daha sık alındığını düşündüren sonuçlara ulaşmaktayız. Bu yaklaşımın hastane yatış süresini uzatmadığı ve taburculuk sonrası plevral efüzyonun seyrine etki etmediği sonuçları da göz önünde bulundurulduğunda olası komplikasyon risklerinden kaçınmak amacıyla medikal takip kararı alınmasının daha uygun olacağı düşünülebilir. Ek olarak, KABG prosedürü ile sol plevral efüzyon gelişimi arasındaki ilişki ve drenleri erken sonlandırılan hastalarda plevral efüzyonun erken başlangıç göstermesi sonuçları bu minimal plevral efüzyon tablolarının yönetilmesinde yol gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Açık Kalp Cerrahisi, Postoperatif Plevral Efüzyon, Minimal Plevral Efüzyon, Plevral Efüzyon Drenajı