Serviks kanserinde prognostik nütrisyonel indeks(PNI), kırmızı hücre dağıılım genişliği(RDW), hemoglobin/RDW ve RDW/albümin oranlarının histopatolojik özellikler ve sağkalım ile ilşkisi


Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, CERRAHİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ÇİĞDEM KARAGÖZ

Danışman: Günsu KİMYON CÖMERT

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amaç: Serviks kanserli hastalarda preoperatif prognostik nütriyonel indeks (PNI), kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW), RDW/albümin ve Hb/RDW oranının postoperatif histopatolojik sonuçlarla ve onkolojik sağkalım ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya; 2017 – Ağustos 2019 tarihleri arasında Zekai Tahir Burak Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Eylül 2019 - Ekim 2023 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Kliniği'ne başvurmuş olan serviks kanseri tanısı alıp en az histerektomi geçirmiş hastalar dahil edilmiştir. Retrospektif kesitsel çalışmaya toplam 143 serviks kanserli hasta dahil edilmiştir. Preoperatif albumin değeri (g/L), lenfosit değeri(/mm3 ), RDW, hemoglobin (Hb) değerleri Atellica®, Siemens Healthineers kullanılarak analiz edilmiştir. PNI, (10×Serum Albumin (g/dL))+(0.005×Total Lenfosit Sayısı (/mm³)) formülü kullanılarak hesaplanmıştır. Ayrıca Hb/RDW ve RDW/albümin oranları hesaplanarak kaydedilmiştir. Median takip süresi, başlangıçtaki cerrahiden sonraki son takip tarihine veya ölüme kadar geçen süre olarak tanımlandı. Hastalıksız sağkalım (disease free survival; DFS), cerrahiden nüks tarihine ya da son takip tarihine kadar geçen süreyi; genel sağkalım (Overall survival; OS) ise cerrahiden herhangi bir nedenle ölüme ya da son takip tarihine kadar geçen süreyi ifade etmektedir. İlk ay içindeki perioperatif mortalite bu tanıma dâhil edilmemiştir. Verilerin analizinde SPSS Statistics 25.0 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) programı kullanılmış, p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. viii Bulgular: Serviks kanserli hastalarda hematolojik ve nutrisyonel parametrelerin prognostik değerleri değerlendirilmiştir. Medyan takip süresi 36 ay olan hasta grubunda 5 yıllık OS %88.2 ve 5 yıllık DFS %91.4 olarak saptanmıştır. Tümör boyutu, stromal invazyon derinliği, lenfovasküler invazyon (LVSI) ve lenf nodu metastazı, OS ile ilişkili patolojik prognostik faktörler olarak belirlenmiştir (p<0.05). Özellikle tümör boyutunun artışı, derin stromal invazyon varlığı ve LVSI pozitifliği sağkalımı olumsuz yönde etkilemiştir. Nutrisyonel belirteçler arasında PNI, albümin ve RDW/Albümin oranı değerlendirildiğinde; yüksek PNI değerlerinin skuamöz hücreli histoloji ile ilişkili olduğu, ancak sağkalım üzerinde bağımsız bir etkisinin bulunmadığı saptanmıştır. Düşük albümin düzeyleri (≤44 g/L), 5 yıllık OS'ın anlamlı biçimde azalmasıyla ilişkili bulunmuştur (%72.9 vs. %97.7; p=0.002). RDW/Albümin oranı yüksek olan hastalarda mortalite riskinin düşük olanlara göre 6,9 kat daha fazla olduğu belirlenmiş (p<0.05). RDW/Albümin oranı yüksek olan hastalarda OS anlamlı biçimde düşüktür (5 yıllık OS; %58,3 vs. %92,3; p=0.026). Dahası, bu oranın OS açısından bağımsız bir prognostik faktör olduğu gösterilmiştir. Hb/RDW oranı, PNI ve Hb ise DFS ve OS ile anlamlı ilişkisi saptanmamıştır. Ancak hemoglobin düzeylerinin düşük olduğu hastalarda genel sağkalımın daha kötü olma eğilimi gözlenmiştir (p=0.052). Sonuç: Bu çalışmada, RDW/Albümin oranının, serviks kanserinde klasik patolojik değişkenlerden bağımsız olarak kötü prognozu öngörebilen potansiyel bir belirteç olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca düşük albümin düzeyi ve bozulmuş nutrisyonel durumun genel sağkalımı anlamlı biçimde azalttığı gösterilmiştir. Elde edilen bulgular, hematolojik ve biyokimyasal parametrelerin serviks kanserinde preoperatif dönemde prognozun tahmininde yardımcı olabileceğini ve hasta yönetiminde tamamlayıcı biyobelirteçler olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir. Bu sonuçların daha geniş örneklemli ve prospektif çalışmalarla desteklenmesi, hematolojik-nutrisyonel göstergelerin klinik uygulamadaki yerini güçlendirecektir.