Ekstranodal diffüz büyük B hücreli lenfomada prognostik değerlendirme
Tezin Türü: Tıpta Uzmanlık
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, ANKARA ŞEHİR SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ, DAHİLİ TIP BİLİMLERİ BÖLÜMÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2025
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: İBRAHİM KOZAN
Danışman: Funda CERAN
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Amaç: Diffüz büyük B hücreli lenfoma (DBBHL), Hodgkin dışı lenfomalar içinde en sık rastlanan ve klinik olarak en agresif seyirli alt tiplerden biridir. DBBHL hastalarının önemli bir kısmında hastalık lenf nodları dışında, ekstranodal alanlarda da yerleşim göstermektedir. Ancak bu ekstranodal yerleşimin prognoz üzerine etkisi, özellikle tutulumun yeri ve sayısı bakımından literatürde halen tartışmalıdır. Bu çalışmada, DBBHL'de ekstranodal tutulumu olan hastaların prognozunu etkileyen klinik, patolojik, labaratuvar parametreleri ve tutulum bölgelerinin yeri ve sayısının sağkalım ve prognoz üzerine etkisini belirlemek amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ankara Şehir Hastanesi Hematoloji Kliniği'nde Ocak 2003 ve Kasım 2024 arası DBBHL tanısı alarak takip edilen toplam 161 hasta dahil edilmiştir. Hastalar, nodal ve ekstranodal yerleşimli olacak şekilde iki gruba ayrılmıştır. Demografik veriler, tanı anındaki klinik parametreler, laboratuvar sonuçları, moleküler alt tipler ve prognostik skorlamalar retrospektif olarak analiz edilmiştir. Ekstranodal tutulumun sayısı ve yerleşim bölgeleri kayıt altına alınmış; bu verilerle Overall survival (OS), Progression-free survival (PFS) ve relaps free survival (RFS) arasındaki ilişki istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 161 DBBHL hastasının %60.9'unda ekstranodal yerleşim saptanmıştır. Ekstranodal yerleşimli hastalarda ileri yaş, daha yüksek komorbidite oranı, evre III–IV hastalık, kemik iliği tutulumu ve daha yüksek R-IPI, CNS-IPI ve NCCN-IPI skorları anlamlı şekilde daha sık görülmüştür. Moleküler alt tip dağılımında ekstranodal grupta non-GCB (aktivasyon sonrası B hücresi benzeri/ABC) fenotipi baskın olarak izlenmiş ve bu alt tipin progresyonsuz sağkalımı olumsuz etkilediği gösterilmiştir (p=0.02). Ayrıca akciğer tutulumu olan hastalarda toplam sağkalım (OS), progresyonsuz sağkalım (PFS) ve relapsız sağkalım (RFS) anlamlı düzeyde daha kısa saptanmıştır (p=0.01, p<0.001, p=0.01). Buna karşılık, primer ekstranodal başlangıca sahip hastalarda toplam sağkalım süresi, nodal gruba kıyasla anlamlı şekilde daha uzun bulunmuştur (16.6 yıl vs. 13.0 yıl, p=0.045). Ekstranodal tutulum sayısı arttıkça sağkalım parametrelerinde azalma eğilimi gözlenmiş olsa da, bu fark istatistiksel anlamlılık düzeyine ulaşmamıştır. Waldeyer halkası tutulumu olan olgularda gastrointestinal sistem (GİS) tutulumu daha sık izlenmiş olup, bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulunmamakla birlikte (p=0.15), ortak antijenik uyarılara maruz kalma hipotezini destekleyici nitelikte değerlendirilmiştir. Ekstranodal grupta lenfosit sayısı nodal gruba kıyasla anlamlı şekilde daha düşük saptanmış (p=0.03) ve bu durum daha agresif klinik seyirle ilişkilendirilmiştir. Ayrıca, böbrek-adrenal tutulumu olan hastalarda sağkalım süresi anlamlı şekilde daha kısa bulunmuş ve bu anatomik lokalizasyonun yüksek riskli bir tutulum bölgesi olduğu ortaya konmuştur (OS için p=0.001). Sonuç: Bu çalışma, DBBHL hastalarında ekstranodal yerleşimin klinik ve prognostik açıdan anlamlı etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Ekstranodal olgular, demografik, moleküler ve klinik parametreler bakımından nodal gruptan farklılık göstermekte olup; tutulumun yeri ve sayısı sağkalım sonuçları üzerinde belirleyici rol oynamaktadır. Bulgular, ekstranodal DBBHL'nin heterojen bir klinik tablo sunduğunu ve tedavi yaklaşımlarında bu farklılıkların dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.